webmaster
 
Cevapla
03-12-2011 10:10:20
 

Sorunlarımız ve Çözüm Yolu Nedir?

Geri kalmış toplumların temel sorunlarını örneklerle açıklayalım: 1. örnek Prof. Dr. A.S. Akat'tan (kısaltılarak): "Bir kentte yaşıyoruz. Diyelim ki günde 100 bin ton su harcıyoruz. Kentin su sisteminin günlük kapasitesi su talebi ile uyumlu. Sular gürül gürül akıyor. Hiç kesilmiyor. Ortada bir sorun yok. Zaman içinde kentin nüfusunun arttığını ve şehir suyunun yetersiz kaldığını düşünelim.

Bu durumda Türkiye'de ne olur? Uyanık vatandaş derhal "kendi sorununu kendin çöz" ilkesini uygular. Evine bir su deposu yaptırır ve hidrofor koyar. Artık kentin su sorunu onu etkilemez. Suları hep akar.

Herkes aynı yöntemi uygulamaya başladığında, ne olur? Kente gelen su miktarı artmadığına göre, su yetersizliği sürer. Herkesin suyu gene kesilir. ... Tüm yatırımları da boşa gitmiş olur. .. Halbuki depo ve hidrofora giden paralarla yeni baraj yapıp sorunu kökten çözmek mümkündü. ... "



2. örnek: İş-ve-meslek sahiplerinin, ya mesleklerinde yeterince iyi olmamaları veya kasıtlı davrandıkları için, 5 liralık bir işin, 15 liraya mal olması:



Yaptırdığı evinin, daha içine girmeden, çatısını söktürüp yeniden yaptırması; tamire verdiği arabasının arızasının giderilmediğini görüp, başka ustaya gitmesi; satın aldığı bir giysinin hatalı dikilmiş veya kötü bir kumaştan yapılmış olduğunu görmesi; aldığı ekmeğin içinden ... parçalarının çıktığını görmesi, vs. gibi olaylar, geri kalmış toplumlarda herkesin başına sık- sık gelir. Yani çoğu insan ya işinin tam ustası değildir, ya da kötü niyetli davranır.



Teşhis: Geri kalmış toplumlarda her şey pahalıya mal olur ve bunun iki nedeni vardır: Birincisi, gelişmiş toplumlar (şirketler), iş ve mesleklerinde en iyi insanları bir araya getirerek üretim yaptıklarından, ürettikleri daha ucuz ve daha kaliteli olur; ikincisi, sürekli yeni bilgi ve teknolojiler geliştirdiklerinden, her yıl, bir önceki yıla göre, daha verimli üretim teknikleri ve yeni ürün yelpazeleri oluştururlar ve bu sayede hep sürekli olarak önde olurlar! Geri kalmış ülkelerde, insanlar genelde iyi bir meslek eğitiminden yoksun olduklarından, ve de işlerine kattıkları hileler bir süre sonra kendilerine başka şekillerde yansıyıp, verimsizliğe neden olduğundan, geri kalmış ülke vatandaşının bir yıllık ürününün, gelişmiş ülke vatandaşının bir haftalık ürünüyle takası ortaya çıkar. Kısacası, yerli sanayi ve iç ticaret gelişmez, çünkü insanlar kısa vadeli çıkarlarını düşünerek iş yaptıklarından, bir süre sonra ürettiği hizmetlerden yeterli geliri sağlayamaz duruma düşerler; insanlar arası karşılıklı güven duygusu azalır, insanlar kendi değer-takas-birimine değil, dolar-mark, vs. gibi gelişmiş ülke birimlerine hücum ederler; toplumsal bağlar zayıflar, iç huzursuzluklar artar, vs..



Belirtileri: Geri kalmış toplumlardaki insanlar kendilerini toplumsal hayatın (devletin) bir ortağı olarak görmezler, bu nedenle de, ne ortak çözüm arayışında olurlar, ne toplumsal sorunlara sahip çıkarlar ("Bana ne!" anlayışı egemendir), ne de ortaklığa zarar verecek davranışlardan kaçınırlar ("Sana ne!" anlayışı yaygındır.)!



Tedavi: "Bana Ne - Sana Ne" anlayışının var olduğu bir yer, bir "toplum", bir devlet olamaz; çünkü toplum karşılıklı bağımlılığa dayalı bir sistemdir. Her vatandaş bir hizmet üretir ve başkalarına sunar, başkaları onun ürününü alır-işler, kendi hizmetini de ona ekler ve başkalarına devreder. Bu böyle karşılıklı olarak devam eder ve ortaya kültür dediğimiz toplumsal ürünler (arabalar, bilgisayarlar, vs) çıkar. (Bir ara-ürüne katılan bir hile, tüm sonuca etki eder ve sonuç verimsiz olur!) Bireysel yaklaşımla toplu-iğne bile üretilemez! Bu nedenle toplum hayatı, karşılıklı bağımlılık, etkileşim ve yardımlaşma gibi ortaklık unsurları olan bir sistemdir. Aynen bizlerin bedenlerini oluşturan hücrelerin aralarında olduğu gibi! Karşılıklı bağımlılık, karşılıklı denetimi gerektirir, onun için bir insanın, bir diğerinin yaptığı hataları-hileleri, görmezlikten gelmesi, veya onlara karışma hakkının ona tanınmamış olması, vatan-hainliği suçunun daniskasıdır. Ama gel-gör ki, geri kalmış toplumlarda, toplumun böyle bir tanımı ve tanıtımı asla yapılmaz ve bu nedenle de halk, oto-kontrol sistemi devre dışı bırakılmış, tüm toplumsal sorunlarının çözümünü "baştakilerden" bekleyerek yaşar. (Tepedeki otoriteye bir şey olursa veya mucize yaratamayacağı inancı halkta yerleşirse, toplum krize girer; aynen komutanı ölen bir ordunun savaşı kaybetmeye mahkum olması gibi!)



Geri kalmış toplumların siyasetçiler de aynı kafadadırlar! Onlar için de devlet (toplum) bir ortaklık değildir; kimisi için devlet, 'sütü alınacak bir inek gibidir'; kimisi için, padişahlık duygularının tatmin edileceği bir güç gösterisi makamıdır, çünkü halk sorunlarının çözümünü mucizeler yaratacak kurtarıcılardan beklemektedir. Şimdi toplumun sorunlarını çözeceği vaadiyle devlet yönetimine talip olanlara ait yaşanmış bir olayı, gazeteci M. Tezkan'dan (kısaltarak) aktaralım:



" Bizi kim batırdı, bulmaya çalışalım..
IMF mi, Merkez Bankası mı? Cottarelli mi? ..Selçuk Demiralp mi?
Bülent Eczacıbaşı diyor ki; "Utanç verici krizin sorumlusu, .. siyasilerdir. Sorumluları dışarıda aramayalım"
Gelin biz de öyle yapalım.. 10 yıl öncesine dönelim.. 1991'e gidelim..



Neden mi?



O yıl Mesut Yılmaz, .. Genel Başkanlık ve Başbakanlık koltuğuna oturdu. Oturur oturmaz da seçime gitti.



Rakibi yılların politikacısı Demirel'di..



11 yıl önce askeri darbeyle Başbakanlığı bırakan Demirel'in, o seçim son şansıydı.. Seçime yüklendikçe yüklendi.. İnanılmaz sözler verdi.. İnanılmaz vaatlerde bulundu..



4 Ekim 1991.. Manisa'ya giden Demirel üç beş oy için şu inanılmaz vaadi yaptı:.



"ANAP'ın açıklayacağı tütün baş fiyatına 5 bin lira fazlasını vereceğim."



Açıklama hiçbir hesaba kitaba dayanmıyordu..



Hükümet daha fiyat açıklamadan muhalefet beş bin fazlası diyordu..



Ne dünya fiyatlarına bakan vardı ne paranın kaynağını soran..



Bunun üzerine Yılmaz da seçime 4 gün kala 15 bin lira olan tütün fiyatını yüzde 101 zamlayarak 30 bin 100 lira olarak açıkladı..



Bu paralar nereden çıkacaktı.. Ziraat Bankası'ndan..



Sayıştay'ın hazırladığı 2000 yılı Mali Raporu diyor ki.. "1993 yılında çiftçiye ödenen 1 dolarlık destekleme alımı için Ziraat Bankası 2002 yılında 158 dolar ödeyecektir."



Yani 1991 yılında Demirel'in başbakan olmak için meydanlarda verdiği sözün bedelini bugün hepimiz ödüyoruz..



Peki sadece Demirel mi suçlu?



Hayır.. Tüm siyasiler suçlu.. "



Evet, görüldüğü üzere, devletin başına getirdiğimiz "kurtarıcıların" yaptıklarının faturası, bir süre sonra, yine tüm toplumun sırtına yüklenmektedir. Kurtarıcılar "kutsal devlet" adına işlem yaptıklarından dolayı hiçbir kovuşturmaya, yargılamaya tabi tutulamamaktadır. Siyasetçilerin hiçbir ceza görmemeleri, bu çarpık düzeni daha da içinden çıkılmaz hale dönüştürmektedir. Halk ise, 'gerçeklerden habersiz ve bilgisiz', "Hükümet istifa!!!" diye bağırmaktan başka bir şey yapmamaktadır! Peki, o hükümet istifa etse, yerine gelen ondan daha mı iyi olacak? Büyük bir olasılıkla hayır! Öyleyse, hükümeti istifaya çağıracak yerde, seçim sisteminin düzeltilmesini isteyip, mesleklerinde-usta-bizzat-tanıdığın-ve-herzaman-hesap-sorabileceğin-insanları meclise sokacak yasal düzenlemelerin yapılmasını istesene be vatandaş!



Peki, gelişmiş ülkeler bu kısır döngüden nasıl çıkmışlar? Onların liderleri, padişah gibi davranmaktan, mucizeler yaratabilecekleri imajını vermekten vazgeçmişler; insanlara değer vermeye başlamışlardır. Ürettikleri hizmetlerle toplumsal hayat standardını yükselttikleri bilincine kavuşan halk, kendilerini devletin ortağı olarak görmeye ve ona uygun davranmaya başlamıştır!



Sonuç: "Hayat" bir ortaklık oyunudur! Her vatandaş (daha doğrusu her iş ve meslek sahibi) bu oyunun bir ortağıdır, dolayısıyla hayat oyunu, iş ve meslek sahiplerinin oynadığı bir ortak oyundur. Her birinin ürettiği bir hizmeti, diğeri kendisine verilmiş bir "pas" olarak alır, ona kendi hizmetini de ekler ve bir başkasına "pas verir". Amaç, daha ekonomik, daha ucuza geçinme sistemine ulaşmaktır. Halbuki liderlik, "her-şeyi-tek-başına-bilen-ve-yapan, mucizeler yaratan" olarak yorumlanmakta ve uygulanmaktadır. Hayatın tüm vatandaşlar arası bir ortaklık oyunu olduğunu hissedip, oyuncularına "kendinize güvenin, iş ve mesleklerinizde en iyileri olun, hizmetlerinizi birbirinizle 'paslaşın', böyle yaparsanız, mutlaka daha iyi bir hayat standardına ulaşacağız" şeklinde taktik veren ve bu ilkeyi temel eğitim-ve-öğretime yerleştirerek, çocukluktan itibaren birbirleriyle ortaklık içine giremeye hazır insanlar yetiştirerek işe başlayan ve kendilerini "otoriter lider, kurtarıcı" olarak değil, koordinatör, planlayıcı-projeci, sistem-oluşturucu, vs. gibi "hayat oyununun bir oyuncusu" olarak görenler başarılı olmaktadır.



"İdeal bir toplumsal hayat sisteminin nasıl oluşturulup, toplumsal sorunların nasıl çözülebileceği" konusundaki gerekli teorik bilgilere ulaşmak ve toplumsal sistemimizin örgütlenmesinin nasıl olması gerektiği konusunda sağlam yaklaşımlarda bulunabilmek için "Hayatın Teorisi ve Tarihi" konusunun işlendiği bu sitedeki bilgilere hakim olmamız gerekir.

Kaynak:
Prof. Dr. İsmet Gedik
Karadeniz Teknik Üniversitesi Paleo-Biyoloji Uzmanı (Jeoloji Bölümü) Trabzon


Bir önceki yazı Soğuk Savaşın Nedenleri Nedir? hakkında bilgi vermektedir.

Cevapla

"Sorunlarımız ve Çözüm Yolu Nedir?" konusu hakkında etiketler
aciklayin bir cozme cozum cozumler cozumleri cozumu deposu devlet dunyadaki eve gorulen gunluk hidrofor ile iletisim ilgili insan insanlarin kendi nedir nelerdir onerileri ornek ornekler ozet plunsal sehrin sorun sorunlar sorunlara sorunlari sorunlarimiz sorunlarimiza sorunlarimizi sorunlarimizin sorunlarin sorunlarina sorunlarini sorunlarla sorunumuz sosyal toplum toplumda toplumdaki toplumsal toplumun u00f6rnek ucuz vecozum yapilir yasanan yazilar yollar yollari yolu

Soğuk Savaşın Nedenleri Nedir? Önceki | Sonraki Sosyal Açıdan Küreselleşme Nedir?




Saat: 12:42 - Webmaster Forumu - Rss - Arşiv
İletişim Bilgileri, Contact Us, Kullanım Sözleşmesi, Gizlilik