webmaster
 
Cevapla
03-12-2011 10:10:57
 

Türk Eğitiminin Amaçları Nedir?

2000'li Yıllarda Lise Eğitimine Çağdaş Yaklaşımlar Sempozyumu. 8-9 Haziran 2002. İstanbul: Kültür Üniversitesi yay. 2003. 307-312.Özet:Her toplumunun tarihinde, bazı kritik dönemlerde reform yaparak yeni döneme ayak uydurulur veya yeni bir yapılanmaya geçilir.Eğitim de toplumda en çok reform yapılan alanlardan biridir. Eğitim reformları bazen bütün yapıyı etkileyecek şekilde kökten, bazen de sistemi fazla bozmayacak şekilde içten yapılabilir.Türkiye'de eğitimin amaçlarının neler olması gerektiği konusundadüşünürler arasındaki tartışmalar, yoğun olarak 20. yüzyılın ilkçeyreğinde ortaya çıkmıştır. Bunun belli başlı sebepleri olarak daşunlar gösterilebilir:

- Mektep ve medrese sistemlerinin iki ayrı zihniyette insanyetiştirmesi, artık sık sık problemler çıkarmaya başlamıştı.

- "Mektep sistemi" medrese karşısındaki yerini artık iyicesağlamlaştırmış, hattâ devletin desteği ile üstün bir duruma bilegeçmişti.

- 1700'lerin sonlarından beri yapılan eğitim çalışmaları, artıkeğitimin teorik temelleri üzerinde tartışmaların yapılacağı bir ortamhazırlamıştı. Teorik tartışmalar için yeterli bir tecrübe birikimiolmuştu.

- Osmanlı aydınlarının Avrupa ile temaslarının artmış olması sonucu,Avrupa'nın üstünlüğünü sağlayan fennî ve teknik zihniyetin yanı sırabu kıt'adaki sosyal çalışmalar da Türkiye'ye yansımaya başlamıştı.

- Osmanlının yıkılışı, amaçsızlıkta, ümit ve azim yokluğundagörülüyor; her alandaki ve bu arada eğitim alanındaki çalışmalarda damemleket şartlarına uygun amaçların belirlenmesi gereğivurgulanıyordu.

- Çok partili yönetimler ülkenin her problemine değişik bakışaçılarından bakmak imkân ve fırsatını veriyordu.

- Cumhuriyet öncesi dönemde Osmanlı aydınlarında oldukça yüksek birdinamizm vardı. Adeta her alanda görülen bu dinamizm, Yeni TürkiyeCumhuriyeti'nin de temellerini kurmuştur.

2. Emrullah Efendi, Sâtı Bey, Ziya Gökalp ve M. Sabahattin Bey'lerinbu konudaki fikirleri

Emrullah Efendi

Emrullah Efendi'ye göre eğitimin amacı bir fertteki bedenî ve nefsanîgüçleri olgunluk derecesine çıkartmaktır. Eğitim, fıtrat ve hürriyetüzerine kurulmalı; kişinin tabiî hürriyetini sağlamalıdır.

Eğitim, kişileri din hükümlerine ve vatan çıkarlarına uygun birfaziletle ve uygulamalı bilgilerle donatmak demektir.

Emrullah Efendi bir politikacı olduğu için, ortaya koydukları dagenellikle eğitim politikasının amaçları olmuştur. Ona göre eğitimingelişmesi öğretmenden öğrenciye, üniversiteden liseye, yukarıdanaşağıya doğrudur. Eğitim kademeleri arasında yukarıdan aşağıya,aşağıdan yukarıya kuvvetli bağlar vardır Ama
"İlim yukarıdan başlar. Fakat ben bu nazariyeyi söylediğim vakitmekâtib-i ibtidaiyeye ehemmiyet vermeyeceğim demedim. En ziyade orayaehemmiyet vereceğim. Mekâtib-i ibtidaiye içindir ki ben yukarıdanbaşlıyorum. Evet, şecere-i marifet şecere-i Tûba gibidir, onun köküyukarıdadır. Bugün tarih tedkik olunsun, bütün fünun meydana konsun;acaba ilm-i beşer nasıl terakki etmiştir?"

Emrullah Efendi, genellikle "Tûba Ağacı Nazariyesi" denilen bu görüşüile tanınmıştır. O, bu konuda Sâtı Bey ve Ethem Nejat ile seviyeli birtartışmaya girmişken Feridun Vecdi ve Ziya Gökalp de bu tartışmadakendisini desteklemişlerdir.

Emrullah Efendi, Bakanlığı sırasında İstanbul Dârülfünunu'numükemmelleştirmeye çalışmış; ancak ona özerklik verme yerine onutamamen Bakanlığın kontrolüne alma teşebbüslerinde de bulunmuştur.Ancak bunun yanı sıra "yüksek öğretimin yatılı olamayacağı, yatılılıkyerine öğrenci yurtlarının (dârü't-tüllab) yaptırılması gerektiği","yükseköğretimin özel olamayacağı", üniversitedeki anarşik olaylaranormal polisin değil de "üniversite polisinin" müdahale etmesi gibiesaslı prensipler koymuştur.

Eğitimin temeli öğretmendir; bir ülkedeki eğitimin amacı öğretmenyetiştirmede kendisini gösterir. Bu nedenle, yüksek öğretimdeyatılılık politikasına karşı çıkan Emrullah Efendi, öğretmenyetiştirmede yatılılığı savunmuştur. Öğretmenlik bir meslektir, birsınıftır. Bu sınıf özel bir şekilde yetiştirilerek toplumun vebilhassa köylülerin aydınlatılması sağlanmalıdır. Öğretmenyetiştirmedeki bu ilkeler, Türk öğretmen yetiştirme politikasının dahasonra izlediği ana düsturlardan birisi olmuştur.

Emrullah Efendi, İlköğretimde parasız mecburî öğretim sisteminigetiren bir düşünürümüzdür. Ona göre ilköğretimin temeliparasız-mecburi öğretimdir. Devlet, suç işleyen çocuğu nasıl zorlahapishaneye götürüyorsa, onları zorla okula da götürmelidir.İlkokullarda eğitimin amacı dinî, ahlakî ve askerî bir osmanlıeğitimidir. Bu arada zihnin ihtiyaçlarına göre faydalı bilgiler deverilmelidir.

Tûba Ağacı Nazariyesine rağmen Emrullah Efendi, "maarifin temelimaarif-i ibtidaiyedir", yüzyılımız "tedrisat-ı ibtidaiye asrı"dır,demektedir.

Emrullah Efendi, Osmanlı hükûmetinin Maarif Nâzırı olduğu için osmanlıbirliğini sağlamayı amaçlıyordu. Onun yaptığı pek çok reformların esasamacı, bütün Osmanlı vatandaşlarını Osmanlı okullarına çekebilmekti.İdadilerin "mekteb-i sultani"ye çevrilmesinde, azınlık okullarını sıkıbir denetimle devlet okullarına yaklaştırma çabasında hep bu idealyatmaktadır. O, bazı eğitim kurumlarının, ülkenin genel çıkarlarıaleyhinde çalışmasını kabullenemiyordu.

Sâtı Bey

Sâtı Bey, eğitimi bir "telif iş" olarak görüyor. Eğitici psikolojik vesosyal hayatın gereklerine göre, bu iki ilme (psikoloji ve sosyoloji)dayanarak eğitim yapmalıdır. Duygu ile aklı, disiplin ile hareketi,samimiyet ile girişkenliği, ülkücülük ile iktisatperverliği aşırıyönlerine kaçmadan ferdin ruhunda birleştirmelidir.

Denge ve birleştirme, eğitimin her alanında söz konusudur. Millîeğitimde de geleneklere bağlılık ile yenilikleri izleme, vatan ilemillet, millet ile insanlık sevgileri telif edilmelidir. Siyasî,millî, dinî, medenî, ailevi, şahsî ve meslekî idealler arasındarasyonel bir düzenleme ve denge kurulmalıdır.

Eğitici, hastaya ilaç veren doktor gibidir; hiçbir zaman ölçüyükaçırmamalıdır. Eğitim, sadece ahlâk ve duygu eğitimi alanında millîolabilir ki, bu da eğitimin bir kısmıdır. Ona göre, Ziya Gökalpeğitime sınırlı bir anlam veriyor. Eğer eğitim mutlak millî olacaksabeden eğitimi gibi birçok eğitim dalları bunun dışında kalır. SâtıBey'e göre eğitim mutlak surette millî değildir; eğitimin millî birbölümü vardır ama lâmillî bölümleri de vardır.

Sâtı Bey'e göre millî eğitimden önce milletin özellikleri incelenerekortaya konmalıdır; o millet için gerekli ve mümkün olan bir ideal, birgaye belirlemelidir ve sonra milleti bu gayeye ulaştırmak içinizlenecek yol ve vasıtalar araştırılmalıdır. Gene ona göre, millîeğitim esir bir millete başka; egemen bir milletle başka, dağılmış vetoplu milletlerde başka; yani milletin hayatının çeşitli devrelerindebaşka başka özellikler alır.

Sâtı Bey'e göre millî eğitim, vatan eğitimini aşmamalıdır. Gelişmeyeengel bir muhafazakârlık şeklini almamalıdır. Yurtseverlik duygularınızayıflatan; vatandaş milletlere karşı saldırgan bir vaziyet alan;çağdaş gelişmenin gereklerine karşı çıkan bir millî eğitim zararlıolur.' Bize gereken millî eğitim, başka milletlerden nefret değil,kendi milletini sevme esası üzerine kurulmuş, gelişmeye açık bir millîeğitimdir.

Sâtı Bey, İsmayıl Hakkı Bey'in önerdiği, "eğitimin amacı üreticiçocuklar yetiştirmek olmalıdır" ilkesine de karşı çıkmakta; üretim veekonominin eğitimde amaç ve ölçü olarak alınmaması gerektiği kanaatinibelirtmektedir. Eğitimde ekonomiye en çok önem veren ülkelerde bileekonominin bir amaç değil bir araç olduğuna işaret etmektedir.

Sâtı Bey, ilkokullarda öğretim, liselerde eğitim verilmesi önerisinede karşıdır. Ona göre çocukluk çağı doğrudan doğruya terbiyeninzamanıdır; duygular ve alışkanlıklar burada verilir. Ancak gençlereise fikirler verilmeli, kanaatler doğurtulmalıdır. Gençlik, "talimvasıtasıyla terbiye"nin zamanıdır.

Sâtı Bey, Türk düşünce hayatında "Batıcı" veya "Tanzimatçı" denilengruptan idi. O, bu husustaki fikrini şöyle açıklıyordu:

"Tekâmül kanunlarını unutmayalım. Yüksek bir medeniyetle yanyana olanbir cemiyetin terakkisi, yalnız başına bir cemiyetin terakkisindenfarklıdır. Bütün meyve ağaçları önce yabani idi. Şimdi yabaniyitekâmül ettirmeye lüzum yok; tekâmül etmişi alırız."

Birçok alanda bu böyle olduğu halde, Sâtı Bey, eğitim alanındaAvrupa'nın aynen taklit edilmesini sakıncalı buluyor; eğitimintoplumla çok sıkı bağlarına işaret ederek kendi toplumsal bünyemizeuygun Avrupaî unsurları almamız gerektiğini söylüyordu.

Sâtı Bey, eğitim tarihimizde Emrullah Efendi'nin "Tûba AğacıNazariyesi"ne ve Ziya Gökalp'in eğitim ve toplum anlayışına karşıçıkmaları ile tanınmıştır. Ona göre:

"Çürük bir tahsil-i ibtidaiye istinad edecek bir tahsil hiç bir zamanâlileşemez; hakikî bir zümre-i münevvere Tûba Ağacı gibi değil tabiîağaçlar gibi yetişir."

Bizim ülkemize eğitim Tûba Ağacı gibi getirilmek istendi;. "kökleritutturulmadan dalları etrafa yayılan bir ağaç" halinde kurulmayabaşladı. Ama yüksekten başlamanın ne kadar mahzurlu olduğunu, kendieğitim tarihimiz gösterdi.

Sâtı Bey'in eleştirdiği, Meşrutiyet eğitimcilerinin bütün eğitimeortaöğretim noktasından bakması idi. Alttaki öğretim dereceleri sağlamolmadan üsttekileri sağlamlaştırma imkânı yoktu. Bu nedenle eğitimıslahatlarına ilköğretimden başlamak gerekiyordu.

Sâtı Bey'e göre ilköğretimin birinci amacı eğitim (terbiye)dir. Oradaçocuklara ahlâkî, fikrî ve vatanî bir eğitim verilmelidir. Diğeröğretim kademelerinde fen öğretimine büyük bir önem vermeliyiz; çünkübu olmadıktan sonra siyasî, sosyal ve fikrî eğitimimizi de yapamayız.

Geleceğimiz, eğitimimiz ve okullarımızın alacağı şekle ve durumabağlıdır. Gerçek inkılâp ve sosyal değişiklikler ancak okullarda,eğitim ve öğretim aracılığıyla olacaktır.

Ziya Gökalp

Ziya Gökalp, eğitimin amaçları konusunda büyük oranda E. Durkheim'ıngörüşlerini "Türkçeleştirerek" işe başlamıştır. Ona göre; "Terbiye,bir cemiyette yetişmiş neslin henüz yeni yetişmeye başlayan neslefikirlerini ve hislerini vermesi demektir." Bu şekildeki bir eğitim,yaygın eğitim ve organize eğitim şekillerinde halk arasında veokullarda olmaktadır.

Eğitimi, "ferdin içtimaileştirilmesi" olarak alan Ziya Gökalp'e göre,toplumların gelişmesi sonucu ortaya çıkan işbölümü ("taksim-i âmâl"),fertlerin muhtariyetini doğurmuştur. Çağımızın insanlarında ferdîşahsiyet esastır.

Hakikî ferdiyetler ancak millî fertlerdir, diğerleri dejeneredir. Ohalde "... terbiyenin gayesi millî fertler yetiştirmektir. Millîfertler yetiştirmek ise, doğrudan doğruya `millet yapmak' demektir."

Eğitim, millî kültüre göre yetişmiş, onu temsil eden şahsiyet sahibigençler yetiştirmelidir.

Ziya Gökalp, Fransız örneğinin Tanzimattan beri bizim eğitimimiziyanlış yola sürüklediği kanısındadır. Çünkü o, eğitimi "fertlerinmillî kültüre intibakı" şeklinde tarif etmekte ve "medeniyetçi"Fransız eğitimine karşı kültürcü ve yüksek şahsiyet yetiştirenAnglosakson ve Alman eğitim sistemlerini beğenmektedir. Ziya Gökalp,milletin zekâ ve iradesini seçkin fertlerin ("güzide") temsil ettiğinisavunmakta; milletin seviyesini millî dehânın seviyesi ileölçmektedir.

Ziya Gökalp, eğitim olayına sosyal açıdan yaklaşmakta, fertlerineğitiminde psikolojik unsurlar yerine sosyolojik unsurlarkullanmaktadır. Bu nedenle psikolojizm temsilcisi Sâtı Bey ile uzunmünakaşalar yapmıştır. Kendisi, ferdiyetçiliğe karşı toplumculuğusavunuyor gözükse de, eğitimde Ziya Gökalp'ın amacı şahsiyeti millîkültürle yoğrulmuş fertler yetiştirmektir. O, ferdiyetçiliği ikiyeayırmaktadır: 1) Aşağı ferdiyetçilik (fertçilik), Bunlar menfîşahsiyet peşindedirler. 2) Yukarı ferdiyetçilik (şahsiyetçilik).Gökalp, Almanya'da ve İngiltere'de hâkim olan bu "yüksekferdiyetçilik"ten yanadır. Bu iki grubu "ferdiyetçilik" ve"şahsiyetçilik" olarak da adlandırmakta ve şöyle demektedir:

"Tam hakikatı, ferdiyetçilerin yarım gözü değil, ancak şahsiyetçilerintam gözü görebilir."

Ziya Gökalp, eğitim bakımından milletlerin üç safhadan geçtiğinisöylüyor: 1) Eğitimin kısmî. ve millî olduğu ilkel toplumlar; 2)Eğitimin millî değil milletler arası olduğu dinî toplumlar; 3)Eğitimin millî kültüre dayandığı modern milletler.

Türk milleti, modern milletler seviyesine çıkartılmalıdır. Önceokullarda çocuklara ve gençlere verilecek millî kültür kurulmalıdır.Bunu yapacak olan üniversite millî kültürü kurup geliştirdikten sonraliselere yayılmalıdır. "Emrullah Efendi'nin dediği gibi, ilim TûbaAğacına benzer, maarif yukarıdan yayılır".

Kültür millîdir; kültürün, çocukların ruhlarına aşılanmasından ibaretolan eğitimin de millî olması gerekir. Teknoloji ise lâmillîdir; ohalde fen ve tekniğe ait bilgilerin öğretilmesi demek olan öğretim(talim) de lâmillî olmalıdır.

Bu bakımdan Ziya Gökalp, modern eğitimin millî kültüre dayanmasıgerektiğini; millî kültürün de milletin hayatından belirdiğini;Avrupa'dan kültür ve eğitim alamayacağımızı ileri sürmektedir. Ancak,fertlerin teknolojiye intibakı olan öğretim lâmillidir ve bunuAvrupa'dan aynen almalıyız. Bu çerçevede öğretmen (muallim) fennintemsilcisidir, eğitici (mürebbi) millî kültürün temsilcisidir;profesör her ikisinin birden temsilcisi olmalıdır.

Gökalp, bu anlayış içerisinde Ismayıl Hakkı (Baltacıoğlu) ile detartışmalara girmekte; onun eğitimde amaç (örnek) olarak Avrupa'nıngüçlü ülkelerini almalıyız, önerisine karşı milletlerarası medeniyetegöre eğitim yapmanın hatalara neden olduğu; Türk çocuğununmodernleştirilmiş Türk kültürüne göre eğitilmesi gerektiğinibelirtmiştir. Gene Ismayıl Hakkı Bey'in `müstahsil yetiştirme'önerisini, "eğitimin fayda güdemeyeceğini, iktisadî faydaların eğitimeters amaç: gösterme olduğunu iddia etmiştir.

Kısaca, Gökalp'e göre maarifin iki amacı vardır: Eğitim konusundakendi kültürümüzü modernleştirmek ve kültürel Türkçülük olarak bütünhalka yaymak; öğretim kısmında Avrupa'daki fen ve teknolojiyi aynenalmak!

M. Sabahattin Bey (Prens Sabahattin)

Sabahattin Bey'in esas gayesi, önceleri Osmanlı toplumunun, daha sonrada Türkiye'nin nasıl kurtarılacağının yolunu bulmaktı. Toplumukurtarma çabalarında esas rolü oynayanlardan birisi eğitim olacaktı. Ogünkü sefaletimiz, o günkü eğitimin çürüklüğünden geliyordu. Gerçieğitimin özünü esasen sosyal yapı belirliyordu; ferdiyetçi toplumlardaeğitim etkin, ferdiyetçi olmayan toplumlarda ise etkisiz (pasif) idi.Ama gene de toplumla eğitim arasında sıkı bağlar vardı. Sosyaldeğişmenin de önemli araçlarından biri idi.

Sabahattin Bey'e göre eğitim sistemi ve toplum yapısı değiştirilmezse-sivil ve askerî- bütün iyileştirme tasarıları kâğıt üzerinde kalmayamahkûmdur. Sırf politik tedbirlerle ülke kurtarılamaz; rejimin isminive kanunları değiştirmek yetmez. Ülkede bir sosyal değişiklik yapmak,fert fert insanları değiştirmek gerekir.

Eğitimin temel amacı; beden, düşünce ve ahlâk yönünden kişiselyetenekleri artırmaktır. Eğitimin iki asıl uygulayıcısı olan aile veokul bunu ihmal ediyor. Aileler çocuklarına girişkenlik öğretecekleriyerde gelenek ve göreneğe bağlılık öğretiyor. Gelecek yerine geçmişöğretiliyor ve çocukların ruhuna geçmişin dertleri yükleniyor. Halk vegençler kendilerine güvenemedikleri için başkalarına bağlanıyor,haksızlıklara katlanıyor ve ahlâk düzeni de bozuluyor.

Sabahattin Bey'e göre, eğitimde Anglo-sakson modelini örnek almalıyız.Çünkü bu sistemde gençler, hiç kimsenin yardımı olmadan hayatlarınıkazanabilecek bir kişisel girişkenlikle yetiştiriliyorlar. Türkiye'deise, eskiden beri herkes sırtını devlete dayama eğilimindedir. Yeniokul sisteminin mezunları da hep devlet memuru olmayı amaçlıyorlar.Hükûmetlere muhtaç olmadan tarım, ticaret ve sanayi alanında başarılıolabilecek bireyler yetiştirmeliyiz. Memura dayalı eğitim sistemimizi,kuvvetli şahsiyetler yetiştirecek şekilde değiştirmeliyiz.

Sabahattin Bey, "terbiye-i milliyemizin mihverini görenekten teşebbüseçevrilmeli" diyordu. Toplumu kurtarmak, toplumun sosyal yeteneğidir;bu da ancak "teşebbüs-ü şahsî" ile meydana gelebilir. İnsan ömrünün enkuvvetli zamanı okullarda harcanmaktadır; oysa burada kişiliği ezenbir görenek, kışla hayatı ve baskı vardır. Okullarımız, her zilletekatlanacak âciz memurlar çıkarmadan başka işe yaramıyor; halbukikorkusuz, girişken, geleceğe yönelik insanlar yetiştirmeliyiz.

Okullarımızın amacı, İngiliz ve Amerikan okullarında olduğu gibi,"hayat mücadelesinde başarılı", her hususta kendine yeterli, bağımsızkişiler yetiştirmek olmalıdır. Toplumumuzun kurtuluşu özelgirişkenliğin gelişmesi, özel hayatın düzenlenmesi ve desteklenmesiile olur; bu da ferdiyetçi eğitimin yetiştirdiği üretici kişilerlesağlanır. Memur aydınların çoğalması Türk toplumunu kurtaramaz.Kültür, edebiyat, güzel san'atlar gibi alanlardaki gelişme de ancaküretici, girişken kişiler yetiştirdikten sonra olacaktır.

Eğitim ve öğretim kişiliğin gelişmesini sağlayacak, bunu verimlikılacak bir araç olmalıdır. Okulların kuruluş ve yönetimleri demahallî hükûmetlere bırakılmalıdır. Devletçi bir eğitim, SabahattinBey'in hedeflediği gençleri yetiştiremez. Bu nedenle İngiliz tipi biraile yapısının eğitim ve öğretim işlerinde temel olmasınıistemektedir. Sabahattin Bey, her türlü merkeziliğe karşıdır. Ona göre"merkeziyet, istibdadın kalıbıdır". İdare merkezi olduktan sonra, adıne olursa olsun, sadece "istibdadın kemmiyeti" değişir. Bizdekiidarenin hep merkezî olması halkın geri plana itilmesine neden.olmuştur. Osmanlı toplumunun kurtulması için hürriyet ve adalettemeline dayalı, güçlü ve bilimsel bir eğitim, bir "aydınlar zümresi"yetiştirecekti.

Osmanlı yönetim biçimi bütün ülkeyi merkez için çalışır hale koyuyor;.oysa merkezdeki yönetim vilâyetleri güçlendirmek için çalışmalıdır.Toplumun kurtuluşu "kuvayı umumiyenin tahakkümüyle değil, teşebbüs-üşahsinin gelişmesi" sayesinde olacaktır.

Sabahattin Bey, Türk düşünce hayatında ferdiyetçiliğin temsilcisiolmuştur. Ona göre, Batının gerçek üstünlüğünü sağlayan, aslında onunbireyci yapısı idi. Oradaki bütün fikri, siyasî ve ekonomiküstünlüklerin temelinde bu vardı. Bizim de Batılılaşmamız, kendikendimizi yönetebilmemiz, gerçek hürriyete kavuşmamız için, ferdîgirişkenlik ve ferdî haklar temeli üzerine bir toplum yapısı kurmamızgerekiyordu.

3. Eğitimin amaçları konusunda dört düşünürün karşılaştırılması

20. yüzyıl ilk çeyreğinde, özellikle de 1908-1924 arasındakonferanslar, makaleler ve kitaplar vasıtasıyla açıklanmış budüşüncelere toplu olarak baktığımızda, şu karakteristikleri tespitetmek mümkündür.

a) Ayrı noktalar

Emrullah Efendi ve Sâtı Bey, eğitim reformlarına nereden başlanılacağıkonusunda, teorik olarak tamamen ayrı düşünüyorlardı. EmrullahEfendi'nin, ıslahata yukarıdan başlaması gerektiğini işleyen TûbaAğacı Nazariyesi'nin en şiddetli eleştiricisi Sâtı Bey idi. Ancakuygulamada, Emrullah Efendi ilkokul öğretmeni yetiştirmede önemlihamleler yaparken, Sâtı Bey de kendisine çok aşağı düzeyde teslimedilen İstanbul Dârülmuallimini'ni kısa sürede bir yüksek okuldüzeyine çıkartmıştı.

Emrullah Efendi, yönetimde merkeziyetçiliği savunur; İttihat veTerakki Partisi'nin Maarif Nâzırı ve ideologu olarak bu politikayıgeliştirirken, politikadaki karşıtları grubundan olan M. SabahattinBey adem-i merkeziyet politikasını benimsiyor ve her alanda bu türyönetimin uygulanmasını istiyordu.

Sâtı Bey ve Ziya Gökalp arasında gerek esasta gerek uygulamada bazıönemli farklar vardı. Ziya Gökalp'in eğitimin millî, öğretimin lâmilliolması formülünü Sâtı Bey kabul etmiyor; eğitim kısmen millî olduğunu,yapılan bir işe bu şekilde iki amaç gösterip iki ad vermenin doğruolmayacağını belirtiyordu. Bu iki düşünürün millî eğitim anlayışlarıda değişikti. Gökalp, millî eğitimin temeli olarak kültürelTürkçülüğünü ortaya koyarken kendisi Arap milliyetçisi olan Sâtı Bey,bu hususta teoriden öte gidemiyordu.

Ziya Gökalp, ilkokullarda öğretim, liselerde eğitim yapılmasınıisterken Sâtı Bey tam tersini önermekte; liselerin öğretim,ilkokulların eğitim yapmasını istemektedir.

Sâtı Bey ve Ziya Gökalp'in esas tartışmaları, âdeta Avrupa'dakisosyolojizm -psikolojizm tartışmalarının Türkiye'ye yansıması gibidir.1918 yılında bu iki görüş seviyeli bir tartışmaya girmiş; ancakkarşılıklı suçlamaların dışında Sâtı Bey'in eğitimde ve insanyaşayışında sosyal görüşlere değer verdiği; Ziya Gökalp'in de bireyciolmamakla birlikte, toplumların kültür ve uygarlığının iyiyetiştirilmiş güzidelerin dâhilerin ruhlarında yansıdığınıbelirttiğini görüyoruz.

Ama buna rağmen, Ziya Gökalp, M. Sabahattin tarzında bir bireyciliği(ferdiyetçiliği) değil toplumculuğu savunmuştur.

b) Ortak noktalar

Emrullah Efendi'nin bir `eğitim politikası prensibi' ve amaç olarakkoyduğu "Tûba Ağacı Nazariyesi", Türkiye'nin o zamanki durumunu veâcil ihtiyaçlarını değerlendiren bazı düşünürlerce ve bu aradaEmrullah Efendi'den sonra İttihat ve Terakki'nin ideologu olan (partiprogramını hazırlayan) Ziya Gökalp tarafından benimsenmiş vesavunulmuştur.

Emrullah Efendi ve Sâtı Bey, eğitimin bir telif ve denge olduğunoktasında aynı düşünüyorlardı ve öğretmen yetiştirme konusunda TürkEğitim tarihinde başarılı ve uyumlu bir çalışmanın örneğini devermişlerdi.




Bir önceki yazı Türk Eğitiminde Reform Nedir? hakkında bilgi vermektedir.

Cevapla

"Türk Eğitiminin Amaçları Nedir?" konusu hakkında etiketler
1908 agaci alan amaci amaclari arasindaki araya beden bey bir cagdas calisma denir dernegi dersinin efendi egitim egitimde egitimi egitimin egitiminin emrullah farklar gelme genel gore katkilari kisaca kulturun lise milli nazariyesi nedir nelerdir ogret okuma ortaogretim ozet politikalari sati tuba turk

Türk Eğitiminde Reform Nedir? Önceki | Sonraki Türk Kadını Nedir?




Saat: 19:15 - Webmaster Forumu - Rss - Arşiv
İletişim Bilgileri, Contact Us, Kullanım Sözleşmesi, Gizlilik