webmaster
 
›
Cevapla
03-12-2011 09:38:36
 

Globalleşme Nedir? Nedir?

Globalleşme konusunda, birbirine alternatif olabilecek çeşitli tanımlar yapılabilmektedir.Ekonomik Bir Yöneliş Olarak Globalleşme:Globalleşme, ülkeler arasında mal, hizmet, uluslar arası sermaye akımları ve teknolojik gelişimin hızlı bir şekilde artmasını ve serbestleşmesini ve bunlar sonucu ortaya çıkan ekonomik gelişmeyi ifade eder.

Birbirleriyle mal işlemleri, çeşitliliği, değer artışları, hizmetler, uluslararası sermaye akımları, teknolojinin çok hızlı ve yaygın bir şekilde yükselmesi ve bu sayılanların ülkeler arasında giderek serbestleşmesi sayesinde ekonomik gelişmeyi ifade eder (IMF World Economic Outlook 1997).



Giderek Artan Bir Hızda Dünyayı Kuşatan Bir Akım:
Globalleşme, dünyada birçok ekonomik, finansal, politik, ulusal güvenlik, çevresel, sosyal, kültürel ve ulusal eyaletler arası teknolojik bağlantılar, piyasalar ve bireyler yoluyla kıtalararası mesafeleri birbirine bağlayan bir ağ olarak tanımlanmaktadır (KEOHANE and NYE; FRIEDMAN).



Veya William GREIDER tarafından yapılan daha içsel ve tasviri bir şekilde:
"globalleşme, harikulade bir makineye benzer. İmha ettiklerinin karşılığını alır. Modern ziraatin makineleri gibi büyük ve hareketlidir. Fakat çok karmaşık ve güçlüdür. Koşarcasına sahalar açar ve sınırları önemsemez. Hareketlilik devam ettiğinden, makine, arkasında büyük tahribat izleri bırakırken, aynı zamanda büyük miktardaki refah ve zenginliği beraberinde getirmektedir. Zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmaktadır. Fakat direksiyonda kimse yoktur. Hızını ve yönünü kontrol eden bir iç dinamiği veya direksiyonu olmayan bir makine.. Olabildiğince özgür ve de sınırsız... (Bu durum temelde onun kendi içsel istekleriyle yönlendirilmiş gelişme hareketi tarafından sürdürülmektedir). Makine, dünyayı yeniden yapılandıran, kendi kendine işleyen, bir ekonomik sistem draması oluşturan, zorunlu global endüstriyel devrimin zorunlulukları tarafından yönetilen modern kapitalizmdir".



Açıkça, globalleşme; ulusal devlet politikalarıyla ilişkili, dünya insanlarının günlük yaşamlarında daha fazla önemli olan, insanların, sermayenin ve uluslararası serbest mal hareketliliğinin oluşturduğu global piyasa güçlerinin yer aldığı bir dünya tasviridir. Fakat, globalleşmenin ekonomik gelişme süreci yeni değildir. 1870-1914 arasındaki zaman süreci; serbest mal hareketliliğinin ve sermayenin çok hızlı bir şekilde gelişme gösterdiği, insanlar tarafından telgraf teknolojisinin geliştirilmesi ve vapur yapımıyla birlikte uluslar arası iletişim ve taşımacılığın daha hızlı, kolay ve ucuz hale geldiği bir dönem olmuştur. Global ekonomideki gelişmenin bu sıradışı periyodu, II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ile kesildi, fakat Sovyetler Birliğinin çökmesiyle piyasa kapitalizmi için birinci alternatif ortadan kayboldu. Dünya çapındaki ulusal şartlar, kaynakların dağılımında daha büyük bir hareket serbestliğine piyasa güçleri tarafından izin verilmesi için, ekonomik hareketliliği yeniden düzenlemek ve yıllardır kendi kendine yönetilen ürün anlamında özelleştirme yapmak için, o ülkelerin ekonomilerini uluslar arası mallar, hizmetler, işlemler ve fikirlere açmaya başladı.



Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, sermaye yatırım getirisi yüksek olan yerlere gittikçe, mal ve hizmetler karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ülkeler tarafından üretildikçe ve özelleştirme sonucu etkinlik arttıkça, bu değişiklikler globalleşen ekonomideki bütün katılımcılar arasında paylaşılacak büyük kazançlar sunmalıdır. Bu ekonomik etkinlik kriterlerinin etkilerini tekrar güçlendirmek, bilgi teknolojilerindeki hızlı değişimler ve otomasyon (bilgisayar teknolojilerinin gelişimi) global iletişimin maliyetlerini olağanüstü bir şekilde düşürmektedir. Hızlı, kolay ve ucuz iletişim ağı kıtalararası ölçekte üretim organizasyonlarını hızlandırmakta ve ülkelerarası büyük sermaye değerlerinin hızlı hareketliliği, ülkeler bazında, yeni prodüktivite anlayışlarının hızla inşasını mümkün kılmaktadır ve sonuçta bu tür gelişmeler tüm ülkeler tarafından benimsenmekte ve uygulanmaktadır.



Globalleşme Karşıtı Tartışmalar
Bir ekonomik organizasyon modeli ve global piyasaların koordinasyonu için gerekli enformasyon hareketliliğinin teknolojik uygulanabilirliği olarak piyasa kapitalizminin üstünlüğü, birçok insanın hayatında hızlı değişimlere neden olmaktadır. Büyük zenginlikler meydana gelmekte ve bunun yanısıra yeni global fırsatların itici gücüyle dünya sermaye piyasaları canlanmakta ve üretim maliyetleri azalmaktadır. Dünyanın birçok bölgesinde hızlı ekonomik büyüme ve yaşam standartlarının yükselmesi tecrübeleri yaşanmaktadır. Fakat söz konusu bu ekonomik büyüme, global ekonomik sürece katılan bütün ülke ve bölgelerde birbirine benzer şekilde ve değerde gerçekleşmemektedir. Örneğin Rusya, Brezilya ve Güneydoğu Asya ülkelerinde 1990'lı yılların sonlarında yaşanan ekonomik daralma uluslararası sermaye akımlarını tersine çevirmiş ve bunun sonucunda da uluslararası döviz değerlerinde aşırı azalmalar yaşanmıştı. Bazı gözlemciler, globalleşen ekonomilerin karlarının temelde uluslararası yatırımcılar, global şirketler (örneğin MNC) ve gelişmekte olan ülkelerdeki seçkinler adına arttığını ve bunun yanında işgücü sınıfının göreli fakirleşmeye katlanmak durumunda kaldığını ifade etmektedirler. Hatta bu gözlemcilerden bazıları daha da ileri giderek, uluslararası büyük yabancı yatırımcıların neden olduğu sermaye akımlarından gelişmekte olan ülkelerin, bu ülkelerde koruma mekanizmaları ve standartlarının aynı şekilde kurulmadığından yeterince yararlanamadıklarını (özellikle çevre ve işçi haklarının korunmasıyla ilgili olarak) söylemektedir. Artık, dünya çapında üretim ve piyasaların global ölçekte ekonomik açıdan homojenleşmesi, hatta dünyanın her yerinde kültürel hayatın çevre ve medyanın etkisi altında birbirine çok yaklaşması, tüketim ve iş alışkanlıklarının dünyanın her yerine hızlı bir şekilde yayılması ve yeryüzü hareketliliğinin her alanda benzerlikler göstermesi çok net görülebilen olaylar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanısıra, tüketim malları, sadece dünyadaki yoksul insanlar için değil, bütün tüketiciler için global ekonomi tarafından sağlanmaktadır.



Bu sebeplerle, globalleşme karşısında farklı sivil organizasyonlar ve çıkar grupları ortaya çıkmıştır. Anti-globalleşme hareketlerinin ilk hedefi ABD ve WTO (Dünya Ticaret Örgütü), Dünya Bankası ve IMF (Uluslararası Para Fonu) olmuştur ve bu organizasyonlar kendilerini "Globalleşme Kuralları" nın savunucuları ve sıradan insanların uğradıkları zararlar için mücadele eden ve onların haklarını ortaya koyan çevreler olarak göstermişlerdir. Birbirinden bağımsız hareket eden ve faaliyetlerde bulunan bu protesto grupları, geçen yıl WTO ve IMF/IBRD toplantılarını dağıtma girişimlerinde bulunmuşlardır ve bazı küçük çaplı başarılar da elde etmişlerdir. Fakat hal böyle iken, söz konusu toplantılarda alınan kararlarla, Anti-Globalleşme hareketi savunucuları ile alay edercesine, aynı bilgi teknolojisi ve aynı kuruluşlar aracılığıyla global ticareti daha da kolaylaştırıcı kararlar alınmıştır. Bu kararlar sayesinde bilgi teknolojisi, bireysel ve resmi olmayan sivil örgütlenmeler bazında gücünü arttırmakta, ulus ve uluslararası örgütlenmeler tarafından global piyasa güçleri üzerindeki sınırlar hızla kalkmaktadır.



Thomas FRIEDMAN "The Lexus and The Olive Tree" adlı kitabında globalleşme kavramına şöyle yaklaşmaktadır: "Bugün, piyasalara global perspektiften bakıldığında 6 boyutta inceleme yapmak gerekmektedir. Uluslararası ilişkilerde ülkelerin geleneksel ekonomik, politik ve ulusal güvenlik analizi yapılırsa buna teknolojiyi de eklemeli, çevre ve kültür faktörlerini de gözardı etmemeliyiz. Globalleşme, bu boyutlarda da dünya devletlerini önemli ölçülerde etkilemektedir. Globalleşmenin karşısındaki güçler ise 8 temel prensip etrafında gözlemler yapmaktadırlar (Beyond The WTO: Alternatives to Economic Globalization, International Forum on Globalization, Nov'99):



- Halk Egemenliği
Global piyasalarda, globalleşme karşıtları, tüketici egemenliği olması gerektiğini ısrarla ifade etmelerine rağmen, kaynak tahsisi üzerindeki kararlar tüketici hakimiyetinden ziyade politik kurumların tercihlerine göre şekillenmektedir. Çünkü tüketiciler dünya çapındaki yatırım ve satış çabalarına ve planlarına karşı kolayca karşı koyamamaktadırlar. Durum böyle iken, Fransa'da yayınlanan bir raporda McDONALD's dan nefret edildiği ifade edilmesine rağmen, yine de birçok Fransız hala oralarda yemek yemektedir. Bu durum ise bir tezatlık teşkil etmektedir.



- Yerelleşme
Üretim ve satışlar global piyasalardan ziyade, yerel piyasalarda yapılmalıdır. Siyasal karar alma mekanizması da bunu yerel ve ulusal bazda mümkün olduğunca desteklemelidir.



- Çevresel Sürdürülebilirlik
Global piyasa kapitalizmine; ihtiyaçtan fazla homojen üretim yapılması sonucu gereksiz tüketim artışı, doğal kaynakların israfı, etkin kullanılmaması ve israf problemleri açılarından bakıldığında, çevre için oldukça tehlikeli ve zararlı görünmektedir. Bunun için, yerel politik kuruluşların çevre politikalarına öncülük etmesi gereklidir.



- Ekonomik İnsan Hakları
İşçiler ve emek sahipleri, alışılmış yaşamlarının, globalleşme ve gelişmiş ülkelerdeki sıradışı ve elverişsiz yaşam biçimleri nedeniyle bozulduğunu görmektedirler. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, yerel siyasi egemenlik yeterli olmayabilir. Bu nedenle işçi hakları için kesinlikle global kurallara gereksinim vardır.



- Belirli Malların Ekonomik Mal Olarak Ticareti Yapılmamalı ve Ticari Anlaşmalara Konu Olmamalıdır
Gıda, su, tohumlar, hayatın genetik yapıları ve çevre gibi bazı hassas ürünler, aynı zamanda zehirli atıklar, +++++lar ve kimyasal ilaçlar gibi maddeler, yerel yönetim düzenlemeleri üzerindeki ticari anlaşma kısıtlamalarına bağlı olmamalıdır. Genetik yapı konusundaki geliştirilen bilgiler entelektüel anlamda saklanmamalı ve bilimsel anlamda tüm dünyanın kullanımına açık tutulmalıdır. Uluslararası ticaret anlaşmaları, yerel yönetimlerin tarım ve gıda üzerindeki kontrolünü sınırlandırmamalıdır.



- Eşitlik
Globalleşme; hem ülkeler arasında hem de ülke içerisinde, hayat standardı seviyeleri arasındaki dengesizliği artırmaya meyleden bir güç olarak sınırlanmamalıdır.



- Kültürel, Biyolojik, Ekonomik ve Sosyal Farklılık
Yerel yönetimler, dünyanın çeşitli bölgelerinde hayatı homojenleştirmeye yönelik eğilimleri olan ekonomik aktiviteleri engelleyebilirler ve bu güçlerini etkin bir şekilde kullanabilmelerine kamu otoriteleri tarafından yapılacak düzenlemelerle izin verilmelidir.
Anti-Globalleşme taraftarlarının savundukları temel prensipler, piyasa egemenliğine karşı yerel siyasi kontrolün galip gelmesine dayanmaktadır. Tüm güçler piyasaya bırakılmamalıdır. Bu görüş, Yergin ve Stanislaw'ın "The Commanding Heights" adlı kitaplarında; 1930'lu ve 1940'lı yıllarda dünya ekonomileri üzerinde hükümet ağırlıklı merkezi kontrollerin etkili olduğunu ve bu süreçlerden sonra kaynakların dağıtımına karar verme yetkisinin globalleşme denilen olguyla birlikte piyasa güçlerine geçtiğini ve ekonomik kararlar üzerinde artık piyasa güçlerinin nüfuz sahibi olduğunu anlatmaktadırlar. Yergin ve Stanislaw'a göre; kapitalist piyasa modelinin piyasa üzerindeki mevcut hakimiyetini sürdürüp sürdürememesi, yeterli sayıda insana yeterli miktarda kazançlar sağlayabilmesine ve katlanılabilir maliyet avantajları sağlamasına bağlıdır. Yani kapitalizm insanlara bol kazanç ve düşük maliyetler yüklediği sürece, piyasa üzerinde hakim güç olmaya devam edecektir. Bu noktada diyebiliriz ki, anti-globalleşme hareketi gelişmiş dünya ülkelerinin meselesidir. Gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları muhtemelen, gelişmiş batı ekonomilerince üretilen mallar, eğlence ürünleri, sermaye ve uluslararası iş bulma imkanları ve küresel şirketlerde çalışabilme imkanlarından sınırlı ve zorunlu bir şekilde yararlanmak durumunda kalacaklardır. Bunun yanısıra, büyük olasılıkla ülkelere uygulanan yardım politikalarından yeterince yararlanamayacaklardır. Örneğin, Robert WRIGHT "Will Globalization Make You Happy" (Foreign Policy, September 2000) isimli makalesinde şunları tartışmaktadır:



o Ekonomik etkinlik bazında ele alındığında, globalleşmenin dünya ölçeğinde yaşam standartlarının yükselmesi gibi etkileri görülse bile, ilgili dönemlerde, zengin ve yoksul milletler arasında fark hızla artmaktadır.



o Gelir dağılımında ulusal sınırların önemsenmemesi bize, gelir dağılımında bu ülkelerde dengesizliğin nasıl arttığı ile ilgili bir sonuç sunmaktadır. Uluslararası karşılaştırmada ise, zengin ve yoksul insanlar arasındaki gelir dağılımı bozukluğu artmıyormuş gibi görünüyor olabilir. Dünyanın en yoksul ülkeleri -ki onlar da en az seviyede bile olsa global ekonomiyle ilişki içerisindedir- nispeten küçük ülkelerdir, örneğin Doğu ve Güneydoğu Asya'nın geniş yüzölçümüne sahip ülkeleri hızlı bir şekilde büyümekte ve hayat standartları yükselmektedir. Aynı zamanda bu ülkeler global ekonomi içerisinde doyurucu bir şekilde teşvik de edilmektedir. Bu örnek, gelir dağılımında zengin ve yoksul ülkeler arasındaki dengesizliğin giderek büyümesine rağmen, bu durumun bazen nasıl gözden kaçabileceğini göstermektedir,



o Çeşitli kültürlerde mutluluk kavramı incelenecek olursa, ortalama kullanılabilir gelir seviyesinin yükselmesinin yoksul ülkeleri mutlu ettiği, aksine zengin ülkelerde mutluluğa sebebiyet vermediğidir. Yani denilebilir ki, globalleşme yoksul ülkeleri mutlu ederken, zengin ülkeleri üzen bir olgudur,



o Bu ülkelerin çoğu global ekonomik sürece bağlıdır. Bu nedenle hızla büyümekte ve sonuçta hızla gelişen hayat standartlarına sahip olmaktadırlar. Bunun yanısıra siyasi yaşamları da buna paralel olarak düzelme ve gelişme eğilimi göstermektedir (örneğin Güney Kore, Tayvan ve Meksika'da olduğu gibi),



o Gelişmekte olan ülke vatandaşlarının yaşam standartlarındaki kötüleşme bir gerçektir. Ancak gelişmiş ülkeler de, sanayileşme süreci boyunca aynı aksaklık ve tecrübeleri yaşamışlardır. Gelişim süreçleri boyunca bazı maliyetlere katlanmak durumunda kalmışlardır. Fakat, nispeten yoksul kırsal bölgelerdeki üretim anlamında modernleşmeye geçişte daha fazla başarısızlıklar ve sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz ki, gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre, globalleşme karşıtı faaliyetlerden kendilerini daha iyi koruyabilmektedirler.



o Globalleşen dünya insanları arasındaki -özellikle ulusal seçkin sınıf arasında- daha sık ve sıkı yaşanan ilişkiler ve bağlantılar, savaşların önlenmesinde daha etkin bir rol oynamaktadır. Kültürel homojenleşme eğilimleri olsa bile, bütün sosyo-ekonomik sınıflararası küresel bağlantısızlığın artması, insanlar açısından daha az devletçi ve milliyetçi bir eğilimi ortaya koymaktadır. En alt seviyelerde de olsa, global ekonomiyle ilişki içinde bulunan ülkelerde, sık sık etnik temelli sivil savaşlar korkusu yaşama güdüsünün gözlemlenmesi bir tesadüf müdür?
Toplumsal kaynakların paylaşımında piyasa güçlerine karşı, kollektif siyasi kontrolün üstünlüğüne ve yararına dayanan felsefi tartışma, eskiden beri süregelmektedir ve asla bitmeyecektir de... Dünya bazında herhangi bir gözlem yaparsanız, globalleşmenin dünya ülkelerinin herbiri üzerindeki etkilerini görebilir ve hükümetler tarafından yapılan tercihlerin ekonomilerin, siyasetin ve sosyal yapıların globalleşmesini nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabilirsiniz.



Ticarette globalleşme süreci
Ekonomik yapı ve ilişkiler sisteminde dış ekonomik değişmeler önemli rol oynuyor. Bu değişmeler, uluslar arası mal (ihracat-ithalat), uluslar arası sermaye hareketleri (doğrudan yabancı yatırım, portföy yatırımı ve krediler gibi) ve GSMH'nin düzey ve kompozisyonunu doğrudan etkileyecek dinamiklere sahip bulunuyor. Ayrıca dış ekonomik değişmeler, ekonominin önemli fiyat göstergelerinden biri olan döviz kurunun oluşumu ve gelişimini de etkiliyor.
Activeline söz konusu değişmelerin genel çerçevede mal hareketleri, özel çerçevede de ihracat olgusunu araştıran bir çalışma sunuyor.
Global ekonomiye bakıldığında, geçen yüzyılın ikinci yarısından sonra uluslar arası mal hareketlerinde ortaya çıkan en önemli gelişmenin ticaret rejimi konusunda yaşandığı görülüyor. 1960'ların ilk dönemlerinde Kennedy Round ile başlayan, daha sonra GATT Round'larında son şeklini alan uluslar arası ticaret rejimine yönelik düzenlemeler, tarifelerin ve kotaların önemli ölçüde düşürülmesinde etkili oldu. Bu süreç gelişmiş ekonomilerde yaşayan tüketicilerin, ilgili ülkenin dünya ticaretindeki payına bağlı olarak önemli ölçüde tasarruf sağlamalarına yol açtı. Örneğin; bu değişimin Amerikan tüketicilerine yıllık bazda bin dolarlık ek bir katkı sağladığı tahmin ediliyor.

Gelişmekte olan ekonomiler de söz konusu trende uyarak, ticaret engellerini önemli ölçüde azaltma eğilimine girdiler. Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) yönelik yoğun eleştirilere rağmen sistemin mekanizmasının genelde iyi çalıştığı kabul edilebilir. GATT ve WTO üyesi ülkelerin sayısı zaman içinde hızlı bir şekilde arttı. Bu gelişmeler, dünya ekonomisinin daha çok piyasa odaklı bir yapı kazanmasının önemli belirleyicilerinden biri haline geldi. Bununla beraber ticaret genişlediğinden ve daha büyük oranda ulusal ekonomilere nüfuz ettiğinden, ticaretin gündeminin sürekli genişlemesinden dolayı uluslar arası ticaret olgusu güçlü yerel menfaat gruplarıyla yoğun tartışmaların ortaya çıkmasına, global ve ulusal ölçekte çatışmaların doğmasına ve farklılaştırılmasına neden oldu. Diğer bir ifadeyle, ekonomik globalleşme süreciyle ulusal tercih ve öncelikler arasında ortaya çıkan yaklaşım ve değerlendirme farklılıkları, uluslar arası ticaret rejiminin ekonomi politik alt yapısına ve dolayısıyla globalleşmeye yönelik önemli bir tehdit olarak algılanageldi.
Dünya ticaretinin yapısı büyük ölçüde alıcı ve satıcıların davranış biçimleri ve tercihlerine göre oluşuyor. İhracat ve ithalatın ülkeler ve mallar olarak bileşimi şeklinde ortaya çıkan bu yapının analizinde farklı yaklaşımlar söz konusu olsa da genelde üç grup ülke ön planda yer alıyor. Bunlar ise Tablo A'dan görüleceği gibi gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve eski Sovyet Bloku'na dahil olan ülkeler.

Dünya ticaretinin gelişim trendi, mutlak değerler açısından ele alınabildiği gibi, ihracat ve ithalatın milli gelire oranı olarak da değerlendirilebiliyor. Bu açıdan bakıldığında uluslar arası ticaretin ülkeler arasında farklı içerikte bir karşılıklı bağımlılık yarattığı da ifade edilebilir. Ekonomilerin açıklık derecesi arttığında, ürettiği malları sattığı ya da satmayı düşündüğü piyasalar açısından, mal ve hizmet ithal ettiği ve ithal etmeyi düşündüğü ülkeler açısından olmak üzere ekonomik bağımlılık oluşabiliyor.
Uluslar arası ticaret yapısının bir diğer yönü de mal ve hizmet bileşimleri olarak ortaya çıkıyor. Bu ayrımda uluslar arası toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmet türleri de gündeme gelebiliyor. C tablosunda dünya ihracatının kompozisyonu yer alıyor. Mal bileşimleri temel mallar ve imalat sanayi malları olarak dikkate alınıyor. 1950'li yıllırda her iki mal grubunun nispi ağırlığı birbirine yakınken, 1990'lı yılların ilk yarısında bu dengenin büyük ölçüde imalat sanayi malları lehine bozulduğu görülüyor.

Dünya ticaretindeki bu yapısal değişim, farklı ülke grupları ya da bloklarında farklı şekilde ortaya çıkıyor. 1990 yılı verileri dikkate alındığında, imalat sanayi ihracatının ve ithalatının benzer bir trend izlediği görülüyor. Değişik mal grupları açısından ithalat ve ihracatın yapısal değişimi, ilgili ülkelerin hammadde ve imalat sanayi konusundaki uluslar arası mukayeseli üstünlüğünü de yansıtıyor.
Ticaret gelirlerden hızlı artıyor
Söz konusu tablolar dikkate alındığında, dünya ticaretinin dünya gelirinden daha hızlı arttığı görülüyor. Öte yandan dünya ticaretinin büyük ölçüde gelişmekte olan ülkeler arasında olduğu da ortaya çıkıyor. Ortalama olarak uluslar arası ticaretin yarısı bu ülkeler arasında oluşuyor, ayrıca bu ülkeler gelişmekte olan ülkelerin ihracat piyasalarında da önemli bir oyuncu olarak rol oynuyor. Bir diğer önemli husus da dünya ticaretinin ortalama üçte birinin temel mal hizmetleri, geri kalanının imalat sanayi ağırlıklı ürünler olması. Böyle bir yapı, doğal olarak uluslar arası ticaretin de önemli sorunlarına ışık tutabiliyor. Bunlar;
Hammadde fiyatları: Gelişmekte olan ülkelerin büyük kısmının hammadde ihracatçısı buna karşılık sanayi malı ithalatçısı olması, buna bağlı olarak dış ticaret hadlerinin aleyhlerine gelişme göstermesi önemli bir sorun teşkil ediyor.

Gelişmekte olan ülkelerin sanayi ürünü ihracatı: Ekonomik yapıdaki gelişmeler bu ülkeler grubunun kendi imalat sanayini kurmalarına ve bu sanayinin ürünlerini diğer ülkelere (gelişmiş ülkeler dahil) ihraç etme eğilimini arttırıyor. Bu süreçte rekabet avantajının ucuz iş gücünden kaynaklandığının özel olarak dikkate alınması gerekiyor.
Gelişmiş ülkeler arasındaki ticaret rekabeti: Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu'nun gelişmiş ekonomilerinin özellikle otomobil ve çelik sanayiinde karşılıklı olarak doğrudan yatırım yapmış olmaları, ihracat rekabetinin bir diğer boyutu olarak ortaya çıkıyor.



Diğer bir ifadeyle, gelişmiş ülkelerin oluşturduğu ve globalleşme sürecinde dünya ölçeğinde yaygınlaştırdığı tüketim kalıplarını karşılayan mal ve hizmetlerin ihracatı daha kolay oluyor. Bu da bir anlamda teknolojiyle ihracat ilişkisinin önemini ortaya koyuyor.
Ülkeler arasında ticaretin gündeme gelmesi ve tarafların ticaret yapma arzu ve istekleri birçok değişkene bağlı olarak değişiyor. Ülkelerin sahip oldukları imkan ve kaynakların mutlak ve mukayeseli anlamda bir avantaj sunup sunmadığı, üretim maliyeti ve fiyatlar, uluslar arası ticaretin kural ve prensipleri, üretim süreçlerinin emek ve sermaye yoğun olup olmadığı özel öneme sahip bulunuyor. İlgili ülkelerin dünya ihracatındaki payı, bunların bir bileşkesini yansıtan teknoloji içerikli ihracatta ortaya çıkıyor. F tablosu bu konudaki temel göstergeleri yansıtıyor.

Bir ülkenin ihracatını artırabilmesi için, hiç kuşkusuz firmalarının uluslar arası piyasalardaki rekabet gücünün artması esas. Firmaların rekabet güçlerini artırmak için izlenebilecek çeşitli yollar bulunuyor. Fazla detaya girmeksizin, ihracatı artırmada izlenebilecek yolları şu şekilde sıralamak mümkün:
Ülkelerin teknolojik alt yapılarının ihracat potansiyelini etkilediği görülüyor. Dolayısıyla ülkelerdeki teknik alt yapının geliştirilmesi ve katma değeri yüksek, bilgi ve teknoloji yoğun üretimin teşviki, ülke endüstrilerinin uluslar arası piyasalarda rekabet yeteneğini arttırıyor.

Devalüasyon, yani ülke para biriminin reel değerinin yabancı para birimleri karşısında düşürülmesi, ihracatın artırılmasında izlenebilecek başka bir yol olmakla birlikte, makro ekonomik dengeleri bozucu etkisi söz konusu.
Devalüasyon, ithal ara mal kullanan firmalara fazla bir avantaj sağlamıyor. Hatta devalüasyon nedeniyle alıcılardan, maliyetlerinin ciddi bir biçimde düşmemesine rağmen, fiyat düşürme baskısı görüyorlar. Bu sebeple bu firmalara hammadde ve ara mal temini, cazip kredi avantajları, vergi ve komisyon oranlarında yapılacak indirimlerle kolaylık sağlanması gerekiyor.
Yurt içi talebin kontrol altına alınması, yani yurt içinde üretilen mallara olan toplam yurt içi talebin azaltılması da ihracatı artırmada izlenilebilecek bir başka yol.

Firmaların markaları, onların en uzun ömürlü rekabet avantajı olmakla birlikte, bir işletmenin şerefiyesi olarak nitelendiriliyor. İhracat söz konusu olduğunda firmaların aralarındaki ilişkiyi belirleyen en önemli unsur ise markalandırma. Firmaların bu rekabet avantajını yakalayabilmeleri için marka yönetimi profesyonelliğini, bünyelerine kazandırmaları gerekiyor.
Marka, Patent, Faydalı Model, Endüstriyel Tasarım ve Coğrafi İşaret gibi sınai hakların yurt dışında korunması için gösterilecek çabalar, firmalarımızın uluslar arası rekabet gücünü korumalarına, dolayısıyla ihracata olumlu etki yapıyor.

Tüm bunlara ek olarak, sanayinin ihracata yöneltilebilmesi için üretim etkinliğinin artırılması, dış ticarete konu olan ürünlerin dış pazarlarda aranan niteliklere göre standardilize edilmesi, yan sanayilerin geliştirilmesi, maliyet ve fiyatların dış pazarlarda rekabet edebilecek seviyeye getirilmesi, ithalatçı ülkelerde etkin dağıtım kanalları kurulması ve ihraç pazarlarına yönelik kısıtlamaların ortadan kalkması, yurt içi ve dışında açılan sergi ve fuarlarda etkinliğin artırılması da gerçekleştirilmesi gereken faaliyetler arasında yer alıyor.
Söz konusu değişkenlerin tümü farklı ölçüde etkili olsa da ekonomik açıdan önemli belirleyicilerden biri şüphesiz iş gücü maliyetleri. Bu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin rekabet avantajını oluşturan önemli bir faktör olarak dikkat çekiyor. İlgili ülke grupları bu faktörü yönetme başarısına bağlı olarak ihracatlarını da çeşitlendiriyor ve farklı piyasalara yönlendirebiliyor. G tablosu 1970 ve 1995 yılları arasında iş gücü maliyetlerinin yapısını gösteriyor.
Korumacılığın farklı argümanları
Ülkeler sahip oldukları doğal kaynak ve diğer girdilerin miktar ve kalitesine bağlı olarak, farklı üretim biçimleri oluşturabiliyorlar. Buna dayalı olarak ortaya çıkan etkinlik, ilgili ekonomilerin daha fazla üretim yapmalarına imkan sağladığından, uzmanlaşma derecelerini arttırıyor. Dolayısıyla uzmanlaşma derecesi kalkış noktası olarak sahip olunan fiziksel, beşeri ve parasal sermayenin miktar ve kalitesine bağlı olarak ortaya çıkıp, daha sonra global ölçekte elde edilen tecrübeye bağlı olarak farklı alanlarda gelişip, derinleşebiliyor. Uluslar arası ticaret, iç ticaretten daha karmaşık bir yapıya sahip bulunuyor. Buna neden olarak; politik faktörler, farklı ulusal para birimlerinin kullanılması, iş gücünün ve sermayenin ülkeler arasındaki transferi gösteriliyor.

Tarife ve kota olarak bilinen uygulamalar, ekonomilerin bazı sanayilerini dış rekabetten korumak amacıyla geliştirdikleri klasik enstrümanlar arasında yer alıyor. Bu tür yaklaşımlar bazen ilgili ülkelere avantaj sağlasa da benzer uygulamaları rakiplerinin yapması durumunda beklenen net etki giderek azalıyor. Bu tür korumacı pozisyonun en tehlikeli sonuçlarından biri, yabancı rakiplerin mal ve hizmet fiyatlarında önemli ölçüde indirimlere yönelmeleri. Damping olarak bilinen bu olgu ulusal üreticileri menfi yönde etkilerken, ulusal tükeciler için önemli avantajlar sağlıyor. Bu tür enstrümanların kullanılmasının önemli bir nedeninin de ortaya çıkan kazancın yabancı üretcilerden daha çok devlete gitmesini sağlamak ve daha etkin üretim için daha büyük bir teşvik oluşturmak olduğu vurgulanıyor. Korumacılığın oldukça farklı argümanları bulunsa da yaygın şekilde kabul görenleri şöyle sıralanıyor:
Ulusal savunma ve ekonomi dışı faktörler: Ekonomilerin uluslar arası güvenlik tercih ve öncelikleri bu tür bir argümanın en önemli arka planını oluşturuyor.

Yıllara göre dış ticaret
YILLAR İHRACAT Milyon $ İTHALAT Milyon $ İHR/ İTH % GSMH
1980 2 910 7 909 36,8 5 303
1981 4 702 8 933 52,6 8 022
1982 5 746 8 843 65 10 611
1983 5 728 9 235 62 13 933
1984 7 134 10 757 66,3 22 167
1985 7 958 11 343 70,2 35 350
1986 7 457 11 105 67,1 51 184
1987 10 190 14 158 72 75 019
1988 11 662 14 335 81,4 129 175
1989 11 625 15 792 73,6 230 369
1990 12 959 22 302 58,1 397 177
1991 13 593 21 047 64,6 634 392
1992 14 715 22 871 64,3 1 103 604
1993 15 345 29 428 52,1 1 997 322
1994 18 106 23 270 77,8 3 887 902
1995 21 637 35 709 60,6 7 854 887
1996 23 224 43 627 53,2 14 978 067
1997 26 261 48 559 54,1 29 393 262
1998 26 974 45 921 58,7 53 518 332
1999 26 587 40 671 65,4 78 282 967
2000 27 775 54 503 51 125 596 129
2001 31 340 41 399 75,7 184 766 666

Bebek sanayi argümanı: Yeni kurulan ve gelişme süresi için genel ya da özel koruma gerektiren sanayiler için uygulanan bir yöntem. Belli bir dönemden sonra korumanın kaldırılması ve sanayinin dışa açılması ön görülüyor.
Stratejik ticaret politikası: Geçici olarak uygulanan bir koruma politikası olup, noksan rekabet koşullarında çalışan dünya ekonomisinin oluşturduğu dengesizliğin ulusal ekonomiye etkilerini azaltmayı amaçlıyor. Daha çok müzakere ağırlıklı düzenlemeler şeklinde olan bu yaklaşım, gelişmiş ülkeler arasında oldukça yaygın.

Uluslararası Standart Sanayi Sınıflamasına Göre Dış Ticaret (ISIC REV-3) (Milyon Dolar)

(1) Diğerleri imalat sanayi grubuna dahil edilmiştir.
Ekonomilerin mal ve hizmet bazında global ölçekte rekabet avantajı elde edip edemeyecekleri, ihracat performansına bağlı bulunuyor. Performans, ilgili ülkenin global çerçevedeki yetersizliklerine de ışık tutuyor. Genel olarak rekabet konusundaki zaaf üç alanda ortaya çıkıyor:
Temel girdi dışındaki mal ve hizmet dengesinde ortaya çıkan sorunlar: Ekonominin sahip olduğu, uluslar arası toplumun da ihtiyaç duyduğu kilit bir girdi söz konusu olduğunda, ulusal ve uluslar arası ekonomik faaliyetlerin gelişim trendi büyük ölçüde global konjonktüre bağlı oluyor.

Dış ticaretin mal bileşimindeki değişiklikler: Ekonomilerin ihracatlarına yöneldiği ülke gruplarının tüketim kalıpları ihracatın temel belirleyicisi durumunda. Bu bir anlamda ekonomik iş birliği ya da entegrasyona dayalı organizasyonel yapılaşmanın bir sonucu olarak da ortaya çıkabiliyor.
İmalat sanayi ticaretinde ortaya çıkan yeni eğilimler: İhracat yoğunlaşma göstergeleri, değişik ülke gruplarının dünya ticaretinde aldığı payı ve rekabet üstünlüğünü yansıtıyor. Sonuçta teknolojik değişmelere uyum sağlanmasına ya da teknolojik değişimlerin gerçekleştirilmesine bağlı olarak ülkeler dünya ticaretinde pozisyonlarını koruyabiliyor ya da artırabiliyorlar.
Tablo P -

Ekonomilerin yukarıda anlatılan şekilde dünya ticaretindeki ülke ve mallar bazında rekabet avantajını kaybetmesi bir dizi faktöre bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bu faktörler arasında; uygun olmayan ticaret yapısı, rekabetçi olmayan fiyat oluşumları, pazarlama, dizayn, teslim tarihi ve ürün geliştirme gibi fiyat dışı faktörlerde rekabet yeteneğinin ortadan kalkması en önemli olanlar. Ticaret yapısının değişimi, dünya ticaretinin coğrafi ya da mal bileşimi cinsinden değişimine uyum sağlayamamasından kaynaklanıyor. Fiyat konusundaki rekabetin kaybolması, büyük ölçüde maliyet yapıları, faiz oranı ve döviz kuru değişikliklerine bağlı bulunuyor. Global gelirin fonksiyonel ve bölgesel dağılımının değişmesi, global mal ve hizmetlerde kalitenin farklı içerik kazanması, ürün dizaynı, buna uygun olarak üretim ve pazarlama sistemlerini yeniden düzenleyemeyen ülkeler açısından oldukça önemli sorunlar üretebiliyor.
Türkiye ekonomisinin global ticaret performansı
Türkiye ekonomisinin global ticaret performansıyla ilgili olarak DPT verileri dikkate alındığında oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. DPT tarafından yayınlanan 'Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı: 2001-2005' raporunda konuyla ilgili genel durum değerlendirmesinin ana başlıkları şu şekilde ifade ediliyor:



"1994 yılında rekabet gücünde sağlanan artış ve dünya ticaretindeki canlılığın da etkisiyle, 1996-1997 döneminde ihracatta yıllık ortalama yüzde 10,2 oranında artış sağlanmıştır. 1998 ve 1999 yıllarında ise ihracat gelişmeleri önemli ölçüde Asya ve Rusya krizlerinin yarattığı olumsuzluklardan etkilenmiştir. Nitekim, 1996-1998 döneminde yüzde 8 olan Türkiye'nin ihracat pazar büyüme oranı, 1999 yılında yüzde 1,6'ya yavaşlamıştır. Ayrıca, Türkiye'nin uluslar arası rekabet gücünde de 1997 yılı sonrası dönemde nispî bir bozulma gözlenmiştir. Bu dönemde Türk Lirası'nın değer kaybı enflasyonla paralel bir biçimde gelişmekle beraber, Uzakdoğu ülkelerinin paralarının 1997 yılında da önemli ölçüde değer yitirmesi, bu ülkelerin uluslar arası pazarlarda Türkiye'ye karşı rekabet güçlerini artırmıştır. Diğer yandan, üretimin yavaşladığı bir dönemde, dolar cinsinden ücret artışlarının 1998 ve 1999 yıllarında da sürmesi, Türkiye'nin rekabet gücünü olumsuz yönde etkilemiştir. Bu gelişmeler sonucunda, ihracat artış hızı, 1998 yılında yüzde 2,7'ye yavaşlamış, 1999 yılında ise ihracatta yüzde 1,4 oranında düşüş yaşanmıştır. Böylece, 1996-1999 döneminde ihracattaki yıllık ortalama artış hızı yüzde 5,3 seviyesinde kalmıştır.



1996-1999 döneminde tarım ürünleri ihracatı yıllık ortalama yüzde 2,9 oranında artarken, imalat sanayi ürünleri ihracatındaki artış yüzde 5,6 olmuştur. 1995 sonrası dönemde otomotiv ile elektrikli ve elektriksiz makinelerin toplam ihracat içindeki payında artış gözlenmiştir. Bununla birlikte, Gümrük Birliği sonrasında ihracattaki yapısal değişim beklenen düzeyin gerisinde kalmıştır.



Avrupa Birliği ülkeleri toplam ihracatımız içindeki ağırlığını 1996-1999 döneminde de korumuştur. 1999 sonrasında önemli ölçüde yükselen Bağımsız Devletler Topluluğu'nun ihracatımız içindeki payı Rusya'da yaşanan krizin de etkisiyle 1998 ve 1999 yıllarında ciddi oranda gerilemiştir. Buna karşılık, Afrika ülkelerinin toplam ihracatımız içindeki payında 1998-1999 döneminde nispî bir artış gözlenmiştir.
Gümrük Birliği sonrasında koruma oranlarındaki düşüş ve artan yurt içi talep sonucunda ithalat, 1996-1997 döneminde ortalama yüzde 16,6 oranında artmıştır. İç talep ve sanayi üretiminin 1998 yılında önemli ölçüde yavaşlaması, 1999 yılında ise daralması ithalatın da düşmesine neden olmuş ve ithalat 1998 ve 1999 yıllarında sırasıyla yüzde 5,4 ve 11,4 oranlarında gerilemiştir. 1996-1999 dönemi itibariyle ithalattaki yıllık ortalama artış hızı yüzde 3,3 olmuştur. Aynı dönemde, yatırım ve ara malları ithalatındaki artış sırasıyla yüzde 1,8 ve 1,5 olurken, tüketim malları ithalatındaki artış yüzde 20,3 olarak gerçekleşmiştir. Tüketim malları ithalatındaki artış, esas olarak Gümrük Birliği sonrası koruma oranlarındaki düşüşün de etkisiyle 1996 yılında yaşanan sıçramadan kaynaklanmıştır.
Bu gelişmeler sonucunda, 1996-1997 döneminde yüzde 10,7 olarak gerçekleşen dış ticaret açığının (bavul ticareti hariç) GSMH'ya oranı, 1998 yılında yüzde 8,8'e, 1999 yılında ise yüzde 6,7'ye gerilemiştir.



1996-1997 döneminde dış ticaret açığı önemli ölçüde yükselmesine rağmen, aynı dönemde turizm gelirleri ile diğer resmi-özel hizmet gelirlerindeki yüksek oranlı artışların da katkısıyla cari işlemler açığının GSMH'ya oranı yüzde 1,4 seviyesinde kalmıştır. 1998 yılında ithalattaki gerilemeye paralel olarak cari işlemler dengesi GSMH'nın yüzde 1'i oranında fazla vermiştir. 1999 yılında ise dış ticaret açığının azalmaya devam etmesine rağmen, özellikle turizm ve diğer görünmeyen gelirlerdeki düşüş sonucunda, cari işlemler dengesi GSMH'nın yüzde 0,7'si oranında açık vermiştir.



1994 yılındaki 4,2 milyar dolarlık çıkışın ardından sermaye hareketlerinde de önemli bir artış gözlenmiş ve 1996 ve 1997 yıllarında, sırasıyla, 8,8 ve 8,7 milyar dolarlık sermaye girişi gerçekleşmiştir. Rusya krizinin ardından portföy yatırımlarındaki önemli düşüşün de etkisiyle, 1998 yılında net sermaye girişi 448 milyon dolar düzeyinde kalmıştır. 1999 yılında ise özellikle yılın son aylarında Hazine'nin yurt dışında gerçekleştirdiği tahvil ihraçlarının da katkısıyla 4,7 milyar dolarlık net sermaye girişi sağlanmıştır."



Ekonomi yönetimi yukarıda yapılan değerlendirmelerden sonra, Türkiye ekonomisinin ve global ekonominin mevcut durum ve muhtemel geleceğini dikkate alarak dış ticaret politikaları oluşturdu ve 2005 yılı sonuna kadar konuyla ilgili ekonomik ön görülerde bulundu. Dış ticaret politikası içerik olarak oldukça tutarlı yaklaşımları ihtiva ediyor. Buradaki temel husus, dizayn edilen politikaların oluşturması amaçlanan sonuçlar için piyasa yapısının nasıl değişeceği hususu. Diğer bir ifadeyle bu politikaların etkin ve verimli bir şekilde uygulamaya konulmasının, diğer faktörlerin sabit olduğu varsayıldığında beklenen sonucu üretebileceği kabul edilebilir. Öte yandan iç ve dış şoklar ya da krizler bu kurguyu farklı ölçüde değiştirebilecek dinamikleri üretiyor ve geliştiriyor. Dolayısıyla politikalarda aynı zamanda krizlere rasyonel tepkiler verebilecek arz yanlı düzenlemelere odaklı piyasa yapılarının ve ihracat önceliklerinin oluşmasına özel önem verilmesi gerekiyor.



Ekonomi yönetiminin dış ticaret politikaları
Aşağıda ekonomi yönetiminin ana başlıklar olarak ele aldığı dış ticaret politikaları yer alıyor:
"İhracatta sürekli bir artış gerçekleştirilmesi amacıyla, rekabet gücünün artırılmasına ve ihracatın yapısında dünya ticaretindeki eğilimlere paralel yapısal bir dönüşüm gerçekleştirilmesine önem verilecektir.



İhracatta yeni bir atılım yapılabilmesi amacıyla, tüketim malı üreten ve yoğun hammadde ve emek kullanımına dayalı üretim yapan sınaî yapıdan, bilgi ve teknoloji yoğun sınaî yapıya geçişi sağlayacak ve ihracatta yeni teknoloji yaratarak pazar payını artıracak politikalara önem verilecektir.



AB'ye uyum ve Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarında öngörülen gerek geçiş süreci esneklikleri ve gerekse yasak olmayan sübvansiyonlar kapsamında başvurulabilecek, AR-GE, çevre koruma, bölgesel kalkınma amaçlı sübvansiyonların etkin bir şekilde kullanımı sağlanacaktır. Ayrıca, tanıtıma yönelik faaliyetler ile uluslar arası Türk markası kullanımının teşvikine önem verilecektir.



Eximbank kredi, garanti ve sigorta mekanizmalarına yeterli kaynak sağlanarak ihracatın finansmanına katkıda bulunulacaktır. Ayrıca, Eximbank kredilerinin artan oranda ihracat sigortası, proje kredileri ve yurt dışı projelerin finansmanına tahsis edilmesi sağlanacaktır. İhracat sayılan yurt içi satış ve teslimlerin de Eximbank kredilerinden yararlandırılması için gerekli çalışmalar ve düzenlemeler yapılacaktır.
İhracatın ve yurt dışına doğrudan yatırımlarn desteklenmesi açısından, politik ve diğer risklerin garanti ve sigorta programları kapsamında üstlenilmesini, yurt dışındaki yatırımlarn istikraz ve istikraz garantileri yoluyla desteklenmesini sağlayacak bir yapı oluşturulacaktır.
KOBİ'lerin uluslar arası piyasalarda yoğun rekabet koşullarına uyum sağlamaları, uluslar arası pazarlama, tanıtım ve ticari bilgiye ilişkin eksikliklerini gidermeleri amacıyla Sektörel Dış Ticaret Şirketleri modelinin teşvikine devam edilecektir. Ayrıca, KOBİ'lerin organizasyon yapıları içinde pazarlama ve ihracat birimlerinin oluşturulması yönünde gerekli danışmanlık ve destek hizmetleri sağlanacaktır.



Dahilde işleme rejimi çerçevesinde yapılan uygulamalarda, ülke kaynakları değerlendirilerek, yurt içi stoklar devreye sokulacaktır. Özellikle GAP'ın devreye girmesi sonucunda artan üretimin, işlenmeden veya işlendikten sonra ihraç edilebilir mallara yönlendirilmesi sağlanacaktır.
AB dışındaki bölgesel bütünleşmelerden beklenen faydanın sağlanabilmesi için öncelikle tercihli bir tarife rejimi oluşturulacaktır. Ayrıca, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu ülkeleri ile ticari ilişkilerin geliştirilmesine çaba gösterilecektir.
Serbest bölgelerden daha etkin şekilde yararlanmaya yönelik olarak, sektörel kümeleşmenin, yüksek teknolojiyi içerecek şekilde olması sağlanacak ve tanıtım faaliyetleri artırılacaktır.
Mevcut serbest bölgelerin tam kapasiteyle ve etkin çalışmasına öncelik verilecek, serbest bölgelerin alt ve üst yapı olanaklarının iyileştirilmesi sağlanacaktır.



Ülke, sektör ve ürün bazında güncel verilerin oluşturulması, bunlara bağlı olarak pazar araştırması faaliyetlerinin düzenlenmesi ve uluslar arası ticaret ve rekabet kuralları konularında ilgili kuruluşlar bünyesinde veri tabanı oluşturulması ve ihracatçıların bu bilgilere kolaylıkla ulaşabilmeleri sağlanacaktır.



İhracata yönelik destek ve yardımların kapsamı ile uygulama yöntemleri bakımından sıklıkla yaşanılan değikliklerin asgariye indirilmesi ve üretici ihracatçıların planlama ve ödemeler konusunda karşılaştıkları sorunların giderilmesi sağlanacaktır.
Elektronik ticaretin dünyada artan önemi göz önüne alınarak, ülke genelinde yaygınlaştırılması hızlandırılacaktır.
Bilgi çağının gereklerine uygun hızlı ve sağlıklı bir şekilde veri üretimi ve bürokratik işlemlerin azaltılması açısından, mevcut Gümrüklerin Modernizasyonu Projesi'ne dış ticaretle ilgili işlem yapan ve veri üreten ihracatçı birlikleri de dahil edilecektir.
İthalatın haksız rekabete neden olmaması, ülke standartları ve sağlık koşullarına uygun olması ve çevreye zarar vermemesi için uluslar arası kurallarla uyumlu bir biçimde yapılan düzenlemelerin etkin olarak uygulanmasına devam edilecek, gerekli durumlarda yeni düzenlemeler ve değişiklikler yapılacaktır.



İthalatta haksız rekabetin araştırılması hususunda gerekli danışmanlık hizmetlerinin ve teknik yardımın ilgili kuruluşlarca sağlanmasına çaba gösterilecektir.



Dahilde işleme rejimi çerçevesinde yapılan ithalatın izlenebilmesi ve daha etkin uygulama yapılabilmesi için, dahilde işleme rejimi çerçevesinde verilen izinlerin gümrük kapılarında kodlanarak kayıtlara geçirilmesi sağlanacaktır.
Sınır ticareti kapsamındaki ithalatın, sınır ticaretine konu il ve bölge ihtiyaçlarını aşarak haksız rekabete yol açan uygulamalara dönüşmesi engellenecektir."



Politikaların oluşturacağı sonuçların kantitatif kurgusu
Ekonomi yönetimi, politikaların oluşturacağı sonuçların kantitatif kurgusunu da Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı mantığı çerçevesinde oluşturdu. Buna göre;



"VIII. Plan döneminde, ihracatın (FOB) yılda ortalama yüzde 11 oranında artarak, 2005 yılında cari fiyatlarla yaklaşık 46,5 milyar dolara ulaşması beklenmektedir. Aynı dönemde ithalatın (CIF) yılda ortalama yüzde 10 oranında artarak, 2005 yılında cari fiyatlarla yaklaşık 79 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Böylece, ihracatın ithalatı karşılama oranının Plan dönemi sonunda yüzde 63 olması beklenmektedir.



Türkiye'nin turizm potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek amacıyla başlatılan çalışmalar sonucunda, Plan dönemi boyunca turizm gelirlerinde artış beklenmektedir. 2000 yılında 7,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmesi beklenen turizm gelirlerinin, 2005 yılında 11,6 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Makroekonomik Program çerçevesinde artması beklenen dış kaynak kullanımına paralel olarak, Plan döneminde dış borç faiz ödemelerinde artış beklenmektedir. 2000 yılında yaklaşık 6,9 milyar dolar olması beklenen dış borç faiz ödemelerinin, 2005 yılında 7,3 milyar dolara yükseleceği tahmin edilmektedir.



Bu gelişmelere bağlı olarak, 2000 yılında yüzde 5,6 olarak gerçekleşmesi beklenen toplam mal ve hizmet ticaret açığının GSMH içindeki payının, 2005 yılında yüzde 5 seviyesine gerilemesi öngörülmektedir.
2000 yılında yaklaşık 4,9 milyar dolar olarak gerçekleşmesi beklenen cari işlemler açığının 2005 yılında 7,7 milyar dolara yükseleceği, ancak cari işlemler açığının GSMH içindeki payının temel yıldaki değerini koruyarak, 2005 yılında yüzde 2,5 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir."



Türkiye'nin ihracat sorunları
Global ekonomide yaşanan değişim ve dönüşümler, önümüzdeki yıllarda temel ekonomik sorunlardan birinin ihracata yönelik üretim yeteneklerinin oluşturulması ve korunması olacağını ima ediyor. Dolayısıyla yeni dönemde ekonomi yönetiminin ve özel sektörün üstleneceği rol ve fonksiyonlar, küreselleşme çerçevesinde ekonomik kalkınmanın mümkün olan en az maliyetle gerçekleştirilmesine odaklanacak. Daha önceki veri ve bilgiler dikkate alındığında Türkiye'nin toplam ihracatının ortalama yüzde 17'sinin tarım ürünleri, yüzde 5'inin madencilik ve geri kalanının da sanayi ürünleri olduğu görülüyor. Öte yandan tekstil ve konfeksiyonun sektörel payı ise ortalama yüzde 40 civarında bulunuyor. Bölgesel bazda dağılımda ise yüzde 50'lik payla Avrupa Birliği ilk sırada yer alıyor. Almanya ve ABD sırasıyla ortalama yüzde 20 ve yüzde 10'luk ihracat payıyla ilk sıralarda bulunuyor.



Türkiye'nin ihracatının sorunları, genel olarak birkaç başlık altında ifade ediliyor. İlki kurumsal yapı. Burada ihracat yapan kurum ya da organizasyonların etkinlikleri özel önem taşıyor. İhracatın yönlendirilmesi ve teşvikinde beklenen sonucun elde edilebilmesi, söz konusu kurum ya da organizasyonların, gerçekte ihracat olgusuyla ne kadar ilgili olduklarına bağlı bulunuyor. Türkiye'de ihracat yapan küçük, orta ve büyük ölçekli firmalar yanında dış ticaret sermaye şirketleri ve sektörel dış ticaret şirketleri piyasada önemli oyuncular olarak yer alıyor. İhracatın mikro çerçevede bir maksimizasyon sorunu olmadığı, tersine makro ölçekte bir maksimizasyon problemi olduğu dikkate alındığında, ihracatla ilgili üretimden pazarlamaya her aşamada ne tür ihtiyaçların söz konusu olduğunun belirlenmesi ve bunların gerçek çözümlerine yönelik mekanizmalar geliştirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.



Bu çerçevede AR-GE lobi faaliyetleri özel önem taşıyor. Bu kapsamda karşılaşılan risklerin de farklı kurum ya da organizasyonlar tarafından belirlenmesi ve yönetimi konusunda ihracatçılara destek sağlanması, önemli yararlar sağlayabilecek bir özelliğe sahip bulunuyor. Kurumsal yapının yeniden kurgulanmasında, ekonomi yönetiminin sektörle ilgili kurum ve kuruluşlarının da görev, yetki ve sorumluluklarının yeniden belirlenmesi gözden kaçırılmamalı. İhracat yapan firmaların üye oldukları meslek kuruluşları ile ekonomi yönetiminin konuyla ilgili birimlerinin bir organizasyon çatısında bulunmalarına imkan sağlanmasının ciddi bir sinerji oluşturacağına şüphe yok.



Öte yandan ihracatçılar, yüksek oranda vergi yüküyle (ortalama %40-50) karşı karşıya bulunuyorlar. Bu durum, vergiden sakınma ve kaçınma olgusuna yönelmeyi teşvik ederken, uluslar arası fiyatlama sürecinde de ciddi bir maliyet unsuru olarak ön plana çıkıyor.
Bir başka sorun ise finansman, enerji ve işçilik maliyetleri. Öz kaynak yetersizliği olan ya da uluslar arası ölçekte gerekli minimum sermayeye sahip bulunmayan ihracatçı kuruluşlarının finansman ihtiyacının mali piyasalardan sağlanıyor olması, bu kuruluşları fon maliyetlerine karşı (faiz oranı) oldukça hassas konuma getiriyor. Ayrıca daha önce de ifade edildiği gibi, ülkeler arasındaki rekabetin temel belirleyicilerinden biri olan iş gücü maliyetleri de Türkiye açısından oldukça tartışmalı bir özellik taşıyor. Yüksek oranlı devalüasyonun söz konusu olduğu 2001 yılında ihracattaki gelişmelerin yavaşlaması, yeni dönemde ihracat artışının kısmen bu faktörle destekleniyor olması, sorunun önemini daha açık şekilde ortaya koyuyor. Bu çerçevede yatırım bankacılığının gelişmesi, Eximbank'ın kaynaklarının geliştirilmesi enerji maliyetlerinde ihracatçılara bazı avantajların sağlanması yararlı sonuçlar üretecek özelliklere sahip bulunuyor. Global toplumun gelir dağılımı ve coğrafi alan olarak oldukça farklı bir yapıda olması, ihracatın kalite ve çeşitlilik yanında, pazar sorununun da önemli olduğunu ima ediyor. Ekonomik gelişim evreleri dikkate alındığında içinde bulunulan dönemin, beceri ve bilgi yoğun bir ekonomik yapıyı ifade ediyor olması, ihracatta bu özelliğe odaklı üretimin önemini artırıyor. Ayrıca marka imajı da ihracat bakımından performansı arttıran diğer bir faktör olarak dikkat çekiyor.



Bürokratik işlemlerin fazla olması, ihracatçı açısından zaman kullanımı konusunda önemli sorunlar üretebiliyor. Bu çerçevede, teşvik politikalarının, ihracatta karşılaşılan belge ve dokümanların tasdikinin değişik kurumlarca farklı standartlarda yerine getiriliyor olması kaynak ve imkanların israfına neden olabiliyor. Teşvik uygulamalarında katma değeri yüksek üretim süreçlerinin desteklenmesi, nakdi teşvikler yerine satışa bağlı teşviklerin uygulanması, iç pazarın haksız rekabete karşı korunması gözden kaçırılmaması gereken diğer faktörler arasında yer alıyor. Bu faktörler yanında ihracatı doğrudan ya da dolaylı şekilde etkileyebilecek bazı düzenlemelerin de gözden kaçırılmaması gerekiyor.



Örneğin Türk bayraklı gemilerle taşımanın teşviki, KİT'ler tarafından üretilen malların ihracatçıya uygun fiyattan sunulması, AB ile ticari ilişkilerin yeni ekonomik gelişmeler karşısında gözden geçirilmesi vb. üzerinde durulması gereken diğer faktörler olarak sıralanıyor.



BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROĞRAMI,

GLOBALLEŞME ÇAĞINDA ULUSAL POLİTİKALAR
Yoksul ülkelere daha fazla fırsat nasıl sağlanabilir? Global entegrasyonun ortaya çıkardığı yararların daha eşit bir şekilde paylaştırılması nasıl sağlanabilir? Bu konudaki ilk sorumluluk, dünya piyasalarını yönlendirmek için güvene sahip olmayan ancak ortaya çıkacak zararları aza indirmek, fırsatları ise azamileştirmek gücüne sahip olan ulusal devletlere aittir. Yoksulluğun azaltılması ve yoksulların güçlendirilmesine yönelik politikalar globalleşen dünyada ulusları güçlendirme stratejilerinin bir parçası olabilir. Bu stratejinin bazı temel politika opsiyonları aşağıda yer almaktadır.



1. Ticareti ve sermaye alımlarını daha dikkatli bir şekilde yönet. Ulusal hükümetler, liberalleşme politikalarını benimsedikleri zaman daha fazla takdir yetkisi kullanırlar. Global pazara seçici bir yaklaşım, potansiyel açıdan uygun durumdaki sanayiler için performansa dayalı korumacılık uygulamaları, belirli endüstrilere yapılan müdahaleler ve yabancı dolaysız sermaye yatırımlarının yönetimi ile ilgili kısıtlamalarla birlikte birçok Doğu Asya ekonomisi örneğini takip eder.



2. Yoksul kişilere yatırım yap. Globalleşme bu konuyu daha da acil bir hale getirmektedir. Yeni teknolojilerin hızlı yayılması üst düzeydeki beşeri sermayeye ve daha fazla esnek beceri setine sahip kişilere ödenen ücretleri artırmaktadır. Gerekli eğitimi almayanlar daha da geride kalacaklardır.



3. Küçük işletmeleri teşvik et. Globalleşen dünyada yoksulluğu azaltmaya yönelik yolların en önemlilerden birisi büyük firmalara göre daha fazla emek-yoğun olan ve yoksulların yararlandığı yeni işlerin büyük bir kısmını sağlayan mikro-işletmeler ile küçük ve orta boy işletmelerin geliştirilmesi ve teşvik edilmesi yoludur. Büyük işletmelere taşeronluk yaparak ve resmi sektör ile resmi olmayan sektörler arasında köprü görevi görerek, bu firmalar, sabit maliyetleri ve esnekliği artırmak suretiyle rekabet gücünü yükseltirler.
Bu tip bağlantılar Japonya'da ve O'nun Asyalı komşularının bazısında etkin bir şekilde işlemektedir. Ancak bu bağlantılar, büyük firmaların küçük firmalar ile bağlantı oluşturmalarını çok az teşvik eden korumacılık mirası nedeniyle Afrika ve Latin Amerika'da daha az yaygındır. İhracat yapabilen küçük işletmeler bu sıçramayı yapabilmeleri için desteklenmelidirler. Aksi takdirde üretim daha büyük ve daha az emek-yoğun firmaların tahakkümü altına girer. Bu nedenle ithalat nedeniyle olumsuz etkilenebilecek durumda olan küçük işletmeler geçici korunmayı hak edebilir.



4. Yeni teknolojileri kullan. Başka yerlerde geliştirilen emekten tasarruf eden teknolojiler ile üst düzeyde beceri gerektiren teknolojiler Gelişmekte Olan Ülkeler için uygun olmayabilir.



Hayati öneme sahip teknolojik değişiklikler her zaman iki ucu keskin kılıç gibidirler ve bunların yoksulluğun azaltılması ile ilişkileri karmaşıktır ve pek de iyi anlaşılamamaktadır. Teknolojiye yapılan yatırımlardan elde edilen yararlar beşeri sermayeyi geliştiren ve küçük işletmeleri teşvik eden güçlü politikalar ile desteklenirlerse azamileştirilebilir.



5. Yoksulluğu azalt ve güvenlik ağı oluştur. Globalleşme gelir dağılımında eşitsizliği artıracak şekilde ortaya çıkan fırsat ve faydaları yeniden dağıtır. Yoksulluğu azaltmaya ve gelir dağılımında eşitsizliği kabul edebilir bir düzeye getirmeye çalışan politikalar globalleşme sonucu ortaya çıkan karışıklıklara mukabele eder.



6. Yönetimi iyileştir. Globalleşme genellikle ulus devletlerin etkisini zayıflatır. Ancak birçok durumda ortaya çıkardığı faydaların semeresini toplamalarında insanlara yardımcı olmak ve maliyetlerini azaltmak için daha güçlü bir devlete duyulan gereksinimi artırır. Daha iyi bir yönetim yalnızca hukuk devleti ilkesini hayata geçirmek ve uluslararası örgütlü suçlara karşı korumak için değil; bunun yanı sıra, sosyal ve iktisadi alt yapıyı geliştirmek için de son derece gereklidir.



GRUP ÇÖZÜMLERİ VE İŞBİRLİĞİNE DAYALI EYLEMLER
Hükümetlerin uygulamaya niyetlendikleri politikaların çoğunun hayata geçirilmesi bölgesel ticaret grupları gibi başka ülkelerle işbirliği yapmaları halinde mümkün olabilir. Bu gruplar ticareti artırabilir, finansal akımları hızlandırabilir ve ulaşım bağlantılarını artırabilirler. Bu nedenle yoksul ülkeler bu tip grupları meydana getirerek daha ileri düzeydeki ülkelerden kaynaklanan rekabetten korunmak için korumacılığı belirli bir düzeyde sürdürürken ölçek ekonomileri ve daha iyi bir iş bölümü gerçekleştirerek rekabeti artırabilirler. Bu tip gruplar geleneksel olarak yüksek bir başarısızlık oranına sahiptirler ancak son zamanlarda bazı gruplar -CARICOM (Karayipler bölgesinde) ve ASEAN (Güney Doğu Asya'da)- yeni bir enerji ortaya koymaktadırlar.



Bölgesel gruplar dışında bile özellikle yoksul olanları olmak üzere Gelişmekte Olan Ülkeler kendi faaliyetlerini koordine eder ve bir grup olarak pazarlık yaparlarsa ağırlıklarını artırabilirler. Bu tip grupların bazıları OPEC ülkelerinin yaptıkları gibi arz üzerinde üretici gücünü kullanabilmektedirler. Mal ihracatçılarının işbirliği içinde faaliyet göstermeleri insanları yoksulluğa düşürmeyecek bir düzeyde mal fiyatlarını istikrara kavuşturmaya yardım edebilir. İhracatçı grupları ithalat ve ihracat üzerinden alınan vergilerle finanse edilen yedek stoklar ve üretim kotaları teşkil edebilirler. İhracattan elde edilen gelirlerin bir kısmı ihracatın çeşitlendirilmesinin finanse edilmesinde kullanılarak arz yönetimi ile ihracatın çeşitlendirilmesi arasında bir bağlantı oluşturulabilir.



Benzer şekilde dış borçlanmaya giden Gelişmekte Olan Ülkeler borç problemine uluslararası çözüm bulmaya yönelik müzakereleri koordine edebilirler. Maalesef en güçlü kreditörler borçluların toplu müzakerede bulunmasını engelleyecek şekilde olay bazında çözüm yaklaşımı üzerinde ısrar etmektedirler.



Sahip olunan güçten fayda temin etmeye yönelik pazarlıklar Gelişmekte Olan Ülkeler için çok taraflılığa karşı faydalı bir ikame olabilir. Bu büyük ölçüde Japonya, Avrupa ve Birleşik Devletlerin Uruguay Turu'nda kullandıkları temel strateji idi. Yoksul ülkeler için temel sorun şudur: zenginlerden daha az güce sahiptirler.



ULUSLARARASI POLİTİKA TERCİHLERİ
Devletler gittikçe devre dışı mı kalmaktadırlar? Bir yandan etnik ve diğer gruplar tarafından yapılan daha fazla özerklik yönündeki baskılara karşı direnmektedirler. Öte yandan yerel nüfusu pek fazla kale almayan çok uluslu şirketler tarafından bertaraf edilmektedirler. Devletler küçük şeyler için çok büyük, büyük şeyler için çok küçük imiş gibi görünmektedirler.



Büyük şeyler, uluslararası yönetim için önemli tehditler -ülkelerin ve halkların gittikçe birbirlerine bağımlı hale gelmeleri ile ilgili tehditler ile dünyanın çoğunda süregelen yoksulluktan kaynaklanan tehditler- ortaya koymaktadır. Dünya küçülmeye devam ettikçe herkesin menfaati için istikrarlı ve sürdürülebilir bir şekilde sistemi yönetme mekanizmaları yetersiz kalmaktadır. Gittikçe hızlanan globalleşme süreci, eşit bir şekilde dağıtmaksızın, global düzeyde fırsatları artırmaktadır. Globalleşme ile ortaya çıkan fırsatlar genellikle kişi ve ülkenin aleyhine bir seyir takip etmez.



Aktif ulusal çabalar globalleşmenin yoksulluğun azaltılması yönünde dönüştürülmesi için gereklidir. Uluslararası çabalar, en üst düzeyde işbirliğine girerek, sosyal dayanışma ve adalet için en fazla ihtiyaç duyulan kamusal malları üretme sorumluluğunu paylaşmak zorundadır. Globalleşme bu tip uluslararası kamusal malların üretilmesinden ortaya çıkan faydaları ve bunların ihmal edilmesi durumunda gündeme gelecek cezaları artırır.



Günümüzde global entegrasyon ulusal sınırları silip süpürmekte ve ulusal politikaları zayıflatmaktadır. Global politik sistem piyasalar için insanların değil, insanlar için piyasaların çalışmasını sağlamak açısından gereklidir.
Globalleşmenin ortaya çıkardığı fırsatlardan yararlanmak için en yoksul konumda olan Gelişmekte Olan Ülkeler'in şunlara gereksinimleri vardır:



1. Yoksulluğun azaltılmasını daha fazla destekleyen bir makro-ekonomik siyasi ortam. Dünya, daha istikrarlı likidite kaynakları, daha iyi bir gözetim ve denetim, daha hızlı bir şekilde krizlere cevap veren mekanizmalar ve daha fazla çok uluslu kreditörler ile global düzeyde daha etkin bir makro-ekonomik politika yönetimine ihtiyaç duymaktadır. Mevcut örgütlenmeler bu amaçları yeterince yerine getirememektedir. Gerçekten de, enflasyonun kontrol edilmesine önem vererek ve açık veren ülkelerde reform yapma gereksinimi üzerinde önemle durarak genellikle dünya ekonomisi üzerinde deflasyonist bir etkiye yol açarak yükü yoksulların omzuna yüklemektedirler.
2. Global ticaret için daha adil bir kurumsal ortam. Gelişmekte Olan Ülkeler'in ürünlerine Gelişmiş Ülke ürünleri ile eşit bir şekilde muamelede bulunulması zorunludur ve yoksul ülkelere çıkar sağlayacak tekstil gibi piyasalardaki liberalleşmenin hızlandırılması ve tarımsal ürünlerin ihracatındaki damping uygulamalarının kapsamlı bir şekilde yasaklanması gereklidir.



Bunlara ilaveten aşağıdaki hususlarda Az Gelişmiş Ülkeler'e yönelik olarak somut ve devamlı eylemlerin gerçekleştirilmesi gereklidir:
Yarı-mamul tropikal tarım ürünleri ve doğal kaynaklardaki tarife merdivenlerinin ortadan kaldırılması*.
Tarife indirimlerinin artırılması ve tercihli muameleler çerçevesindeki vergilerin ortadan kaldırılması.
İhracatı yapan ülke Dünya Ticaret Örgütü (The World Trade Organization-WTO)'ne üye olsun ya da olmasın, küçük ihracatçı ülkelerden yapılan tekstil ithalatının kısıtlamalardan istisna edilmesi.
Az Gelişmiş Ülkeler'den yapılan ihracata uygulanan ürüne özel kısıtlamaların yasaklanması.
Bu seçenekler, Az Gelişmiş Ülkelere yönelik Kapsamlı ve Entegre WTO Eylem Planı'nda mütalaa edilmektedir. Ancak ayrıntılı tavsiyeler henüz benimsenmemiştir ve uygulamaya sokulmamıştır.



3. Yoksulluğun azaltılmasına yol açan bir büyümeyi teşvik etmek için çok uluslu şirketlerle işbirliği yapılması. Uluslararası düzeyde adil bir vergilendirmeyi, çevre yönetimini ve işçi haklarını gündeme getiren ve tekellere karşı koruma sağlayan ulusal yasa ve düzenlemelere eşdeğer herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Gittikçe artan bir oranda birçok devletin sahip olduğundan daha fazla serveti ve ekonomik gücü kontrol altında tutmaktadırlar. Gerçekten de dünyanın 100 en büyük ekonomisinin 50'sini mega şirketler meydana getirmektedir. Günümüzde 350 büyük şirket global ticaretin % 40'ını gerçekleştirmekte ve bu şirketlerin sermayeleri bir çok ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasını aşmaktadır.



Bu durumda yapılması gereken şey nedir? Aşırı regülasyona başvurmaksızın yoksulluğun azaltılmasına katkıda bulunan ve hesap verme sorumluluğuna ve sosyal sorumluluğa sahip olan çok uluslu şirketleri teşvik eden bir teşvik sistemine ihtiyaç vardır. Burada hem Gelişmiş hem de Gelişmekte Olan Ülkeler'in menfaati bulunmaktadır. Sanayileşmiş Ülkeler'in menfaati vergi kaybının önlenmesini de içermektedir.
4. Ölümüne yarışı durdurmaya yönelik eylemler. Amansız bir rekabetin hüküm sürdüğü bir dünyada ülkeler emek maliyetlerinde, işgücü standartlarında ve çevrenin korunmasında uluslararası piyasalara mümkün olduğu kadar ucuz mal üretmek için öne sürülen fiyattan daha aşağı bir fiyat teklif ederek birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bir çok ülke tek taraflı olarak bu ölümüne yarışı sona erdirmeye çalışmaktadır ve bazı ülkeler tehlikeli çalışma koşullarını ve çocuk işçilerin çalıştırılmasını hoş gördükleri zaman tek taraflı ticari yaptırımlara dayanak olmak üzere insan hakları mülahazaları ile dış baskılara maruz kalmaktadırlar. Daha etkin ve adil bir yaklaşım emeğin haklarına saygı duyulmasını desteklemek için Uluslararası Çalışma Örgütü (The International Labour Organization-ILO) gibi örgütleri güçlendirmek ve uluslararası alanda çevrenin korunması için benzeri kurumları geliştirmek ile mümkün olabilir.
Uluslararası düzeyde bir koordinasyon vergi tabanını zayıflatan aşırı vergi teşvikleri sağlayarak uluslararası yatırımcıları cezbetmek için yapılan yarıştan kaçınmak için de gereklidir.



5. Global düzeyde teknolojik öncelikler için seçici bir desteğin sağlanması. Global düzeydeki araştırma ve geliştirme çabaları zengin ülkelerin ihtiyaçlarına yöneliktir ve günümüzde bu eğilim şirketlerin kendi çıkarlarına uygun araştırmaların halkın katılımı ile finansman sağlanması ile güçlenmektedir. Kaynaklar biyo-teknoloji gibi mallara daha fazla odaklanan araştırmalara yönelik olan ve yeşil devrime önderlik eden mallar gibi kamusal mal niteliğinde olan araştırmalara yöneltilmemektedir. Benzer bir biçimde ilaç şirketleri tarafından yapılan araştırmalar Gelişmekte Olan Ülkeler'inkinden daha ziyade zengin ülkelerde yaygın olan hastalıklarla ilgilenmektedirler.



Günümüzde, dış ticarette ve sermayenin cezbedilmesinde rekabet gücü daha önce olduğundan çok daha fazla bilgi-yoğun bir nitelik arz eder. Yeni teknoloji bilgi otobanları yoluyla bilgiye erişim ile ilgili bazı problemleri ortadan kaldırmaktadır. Bununla birlikte yoksullar hem araçlardan -kişisel bilgisayarlar, telefon ve televizyon- ve eğitimden hem de bu araçları kullanmak için gerekli olan beceri ve yeteneklerden mahrum kaldıkları için bu otobanlara erişmekten epeyce uzak kalmaktadırlar. Birçok ülke marjinalleşmekten ve sömürülmekten kurtulmak için bilgi devriminin çekip çevrilmesinde ve yönetiminde yardıma ihtiyaç duymaktadır.



6. Global düzeyde borçlanma ile ilgili eylemler. Ağır borç yükü altında olan yoksul ülkeler, gelecekteki belirsiz bir zamanda değil, şimdi, borç kolaylıkları ve indirimlerine ihtiyaç duymaktadır. En kötü durumda bulunan ülkelere yönelik etkin borç indirimi ve kolaylıklarının sağlanması Stealth +++++rdıman uçaklarının (radara yakalanmayan uçaklar) maliyetinden daha az ve Fransa'daki Disneyland Parkı'nın inşa maliyetine denk bir maliyet olan 5.5 milyar $ ila 7.7 milyar $ arasında bir maliyete sahiptir. Yediler Grubu (G-7) ile Bretton Woods kurumları 2000 yılına kadar en yoksul konumda olan ülkelerin borç krizini sona erdirmeyi amaçlamaktadırlar. Bu tip bir borç indirimi ve kolaylığı ulusal öncelikleri insani gelişim hedeflerine yönelterek borç indirimlerinin yoksulluğun azaltılmasını sağlayacak şekilde sonuç vermesine yönelik özel bazı tedbirlerin alınmasını gerektirir. Yıllık borç geri ödemelerinin azaltılması halinde ağır borç yükü altında olan ülkeler, sadece Afrika'da 2000 yılına kadar 21 milyon çocuğun yaşamını kurtaracak ve 90 milyon kız ve kadına temel eğitim alma olanağı sağlayacak yatırımlarda bulunma imkanına kavuşacaklardır.



7. Yoksul ülkelerin daha iyi bir finansman imkanına kavuşmaları. Yoksul ülkelerin daha avantajlı koşullarda globalleşmeye katılabilmeleri için daha elverişli koşullarda finansmana erişmeleri gereklidir. Özel sermaye, özellikle Afrika olmak üzere, kendisine çok fazla ihtiyaç duyulan yerleri pas geçmektedir. İki taraflı ve çok taraflı yardımlar vasıtasıyla kamusal finansmanın sağlanması ortaya çıkan açığı kapatamamaktadır.



İki taraflı yardımlar, yardımla ilgili hedeflerin tespit edilmesinden sonraki en düşük düzeyine, yani Sanayileşmiş Ülkeler'in gayri safi milli hasılalarının ortalama olarak % 0.28'ine gerilemiştir. Bu eğilim tersine döndürülebilir ve yoksulluğun azaltılması üzerinde daha fazla durulması suretiyle yardımların kalitesi de artırılabilir. Yardım bütçelerini yeniden yapılandırmak suretiyle çok önemli miktarda kaynak harekete geçirilebilir. Yardım akımlarının % 20'sini ve Gelişmekte Olan Ülkeler'in bütçelerinin % 20'sinin temel sosyal hizmetlere tahsis edilmesini benimseyen 20:20 Girişimi insani gelişmeye ve neticede yoksulluğun ortadan kaldırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilir.



Çeviren: Ersan ÖZ Araştırma Görevlisi

Bir önceki yazı Global Stratejilerin Gelişmesi Nedir? hakkında bilgi vermektedir.

Cevapla

"Globalleşme Nedir? Nedir?" konusu hakkında etiketler
1999 2egloballesme acan acisindan and anti bankasinin bilgi bireye deemek demek demektir demk dis dunn dunya dunyada dunyadaki ediyor edman ekonomik endustriyel entegrasyon etkenler faydalari fri garanti genelinde Gilobellesmek glabellesme globalesme globalesmek globallasma globalleseme globallesen globallesme globallesmede globallesmeden globallesmek globallesmenin globallesmesi globallesmesine Globallesoe globallessme globalllesme globallrsme globallseme globelink globellesme globellesmenin glokallesme gloolesme grobellesme gsmh hakkinda ifade ihtiyaclar iliskiler isletmelerin isletmenin kalite kaynakca keohane kisa kloballasma kuresel lazim locaallesme mukabele nederi nedi nedir nedirnedir nedirr nedsir nelerdir nidir nyee olan olcekte orani ozkleri pazarlamada piyasalarin rekabette sirketleri size sonuclari sureci tarihinde tasarim teknoloji teknolojinin ticarette uluslararasi unimar ustunluk yada yararlari yili yol zengin

Global Stratejilerin Gelişmesi Nedir? Önceki | Sonraki Globelleşme ve Para Krizi Nedir?




Saat: 01:08 - Webmaster Forumu - Rss - Arşiv
İletişim Bilgileri, Contact Us, Kullanım Sözleşmesi, Gizlilik