webmaster
 
›
Cevapla
03-12-2011 09:40:21
 

Teknoloji, İstihdam ve Türkiye Nedir?

Teknoloji hayatımızın her alanına girmeyi başarmıştır. Hem günlük hayatta, hem de üretim hayatında değişiklikler yaratmaktadır. Günlük hayatta bize sunduğu kolaylıklar herkes tarafından bilinen teknolojinin, ekonomik hayata nasıl etki ettiğini incelemeye çalışacağım. Özellikle de üretim ve üretim faktörlerinden emek üzerindeki etkilerini inceleyeceğim.

Günlük hayatta sadece nihai mal olarak kullandığımız teknolojik ürünlerin yanısıra, üretimde değişiklikler meydana getiren teknolojik yatırım malları çağımızın ekonomik yapısını yeniden kurgulamaktadır. Hem üretimin prosesini değiştirmekte, hem de yeni üretim sahaları açmaktadır. Açılan bu yeni iş kolları ile istihdam sağlayan teknoloji, klasik üretim alanında getirdiği kişi başına yüksek verimlilikle de klasik üretim alanlarında istihdam azaltıcı etkiye de sahiptir. Teknolojinin hem istihdam yaratıcı hem de azaltıcı etkileri, bunların şiddeti, birbirlerini ne oranda karşıladıkları hususunda bilgi vermeye çalışacağım. 1970'lerden sonra ivme kazanan teknolojinin özellikle bilgisayar, enformasyon, telekomünikasyon alanında yarattığı yeni iş alanlarına, yeni mesleklere dair bilgiler vereceğim.

Tüm bu alanlarda etkin bir ülke için eğitimin önem arz etmektedir. Artık kendini yenileyebilen, esnek bir yapıya sahip, eğitimli işgücünün gerekliliği herkesçe kabul gören bir konudur. Ülke olarak bu konuda yapmamız gerekenleri belirteceğim.

Türkiye'nin teknoloji yaratmaya, Ar-Ge çalışmalarına, teknolojinin nihai ve yatırım mallarını üretmeye; bilgi ekonomisi ile türeyen yeni iş kollarına, bu iş kollarında kendine istihdam olanağı bulabilen kalifiye elemana ihtiyacı vardır. Kendini bilgi ekonomisine adapte edebilen nüfus gelecekte kendine hem ülke içinde hem ülke dışında ya da evinden ayrılmadan uluslar arası şirketlerde çalışma olanağı bulabilecektir. Türkiye'de yaygın olan klasik üretimin, sanayi üretiminin bilgi üretimi ile ikame edilmesi geleceğimiz için önümüzdeki şartlardan biridir. Dünya her açıdan bütünleşik bir pazar olma yolunda ilerlemektedir. Siber çağ yakın bir gelecekte. Son 5-10 senede yaşanan teknolojik gelişmeler insanı zorlar hale geldi. Bundan 20-25 yıl önce teknoloji alanında yapılabilecekler hakkında tahmin yürütmemiz istense athmin sınırlarımızı epey zorlamamız gerekecekti. Teknoloji alanında ve buna bağlı olarak hem sosyal alanda, hem de ekonomi alanında yaşanan değişim ve dönüşüm büyük bir ivme kazandı. Bu ivme yi göz önünde bulundurmalıyız. Teknolojinin varolan yapıyı bazı alanlarda -istihdam gibi- olumsuz etkilediği düşüncesi bizi teknolojinin uzağında bırakmamalı. Kapıdaki değişimin arkasından istihdamını da getireceği düşüncesindeyim.



1. BÖLÜM
TEKNOLOJİ, İSTİHDAM VE VERİMLİLİK
TEKNOLOJİ:
Teknoloji, bilimsel alandaki ilerlemelerin uygulamaya geçirilmesi şeklinde gündelik hayatımıza ve üretim safhalarına etki eder. Teknolojiye bilimsel ilerlemenin pratiğe uygulanmasının sonucudur da diyebiliriz. İnsanlar harcadıkları enerjiyi en aza indirmeyi bunun yanında en yüksek verimi elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu nedenle de sürekli olarak üretim araçları geliştirmişlerdir. Teknolojinin son aşamaları üretimin otomatikleşmesi tekniklerinin elde edilmesi şeklinde gelişmektedir. Bu tekniklerin içinde üretimin değil üretim sürecinin düzenlenmesi ve denetlenmesinin de sibernetik aletlerle yapılmasını sağlar. CAD(Computer Aided Design) ve CAM(Computer Aided Manufacturing) teknolojileri ile bunun yapılması çok yakın görülmektedir. Teknolojinin kendini yöneterek üretim yaptığı bir toplumda insanın yeri de farklılaşmaktadır. İnsan üretimin içinde değil de üzerinde bir konuma sahip duruma gelmektedir. Eskiden beri varolan, fizik kuvvetine dayanan üretim biçimlerindeki bu farklılaşma insanın zihinsel faaliyetine önem vermesine imkan tanır.
Teknoloji;
o Pratik ve endüstriyel sanatların ilmi ve öğretilmesi
o Uygulamalı bilimler
o Özel bir problemin ele alınmasında kullanılan yöntem ve uygulamalar diye de tanımlanmaktadır.

TEKNOLOJİ İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Teknik: biriken bilgilerden artık bilimse yollarla, insanlık hizmetinde yaralanma usulleridir. Diğer bir deyimle; tabiat kuvvetleri ile tabiattaki madde ne kaynakları egemenlik alına almak ve bunları "bilgi" ile insanların yararına ve gereksinmelerinin karşılanmasında kullanmaya "teknik" denir
İleri teknoloji: İleri teknoloji otomatikleştirilmiş, çeşitli bilgisayarlarla donatılmış kompleks sistemlerim uygulamasıdır. İleri teknoloji en az girdi ile birim zamanda en iyi kalitede mal ve hizmeti üreten teknolojidir. Mikro elektronik, yapay zeka , yeni endüstriyel malzemeler, biyoteknoloji, robotik-CAD/CAM gibi teknolojilerin tümü yüksek teknolojiler olarak adlandırılmaktadır.



Uygun teknoloji: Uygun teknoloji kavramı izafi bir kavramdır. Sosyo-ekonomik şartlara, ülkeye, bölgeye, sektöre göre değişir. Girişimciye göre en uygun teknoloji, en çok karı getiren teknolojidir. İşçi/sendikacıya göre uygun teknoloji kendi tercihlerine göre mal ve hizmet üreten teknolojidir. Ekolojiste göre, tabiatı kirletmeyen, bozmayan ve gürültü yaratmayan teknolojidir.
Teknoloji transferi: Tekno-ekonomik karakterdeki bilgi ve tecrübenin firmalar, sektörler, bölgeler ve ulusal ekonomiler arasındaki hareketi veya bir bilginin veya bilgi paketinin vericiden alıcıya aktarılması şeklinde tanımlanabilir.



Jenerik teknoloji: Geniş bir alanı kapsayan ürün ve proseslere uygulanma potansiyeli olan ancak ticari uygulamaya geçebilmesi için bir miktar daha uygulamalı araştırma ve geliştirmeye ihtiyaç gösteren, bir kavram, komponent veya proses veya bir miktar daha temel bilimsel araştırmayı gerektiren bilimsel fenomen olarak tanımlanmaktadır.




Rekabet öncesi teknoloji: 1970'li yıllardan beri giderek önem kazanmakta olan rekabet öncesi araştırma için aslında için ortak araştırma demek de mümkündür. Herhangi bir sanayi alanında faaliyet gösteren rakip firmaların üretim aşamasına gelmeden önce kaynaklarını bir araya getirip, beraberce yürüttükleri araştırmalardır. Özellikle jenerik teknolojilerde çok yüksek Ar-Ge maliyetleri nedeniyle firmalar gittikçe daha fazla ortak Ar-Ge çalışmasına yönelmektedir.



Destekleyici teknoloji: Tüm temel bilimse, uygulamalı v teknolojik Ar-Ge faaliyetleri ile pazarlama ve satış faaliyetlerine temel teşkil eden ölçme ve kalibrasyon teknikleri, ürün standartları, teknolojik kodlama, standart referans verileri ve standart referans maddelerinin bulunmasına, derlenmesine, hazırlanmasına ve geliştirilmesine hizmet eden teknolojilerdir. Mülkiyetli teknolojiler: Jenerik ve rekabet öncesi teknolojiler üzerinde, destekleyici hizmet ve teknolojileri de kullanarak yapılan Ar-Ge çalışmaları tamamlandıktan ve bu Ar-Ge sonucu ortaya çıkan nihai ürün ve prototip tasarımı gerçekleştikten sonra bu ürün ya da prototipin ticari amaçla üretilmek üzere. İlgili ticari kuruluşla sınai mülkiyeti tescil edilen teknolojilerdir.



Araştırma-Geliştirme: Araştırma bilinmeyeni bilmeğe, öğrenmeye dönük yapılan bilimsel-teknolojik faaliyettir. Geliştirme ise, mevcut bilgiyi veya teknolojiyi yeni düzenlemelerle daha iyiye doğru yönlendirme faaliyetidir. OECD'ye göre araştırma-geliştirme bilimsel ve teknik bilgi birikimini arttırmak amacıyla sistematik bir temele dayalı olarak yürütülen yaratıcı çaba ve bu bilgi birikiminin yeni uygulamalarda kullanımıdır.
Araştırma geliştirme üç gruba ayrılmaktadır:
1. Temel araştırma
2. Uygulamalı araştırma
3. Veri tabanı oluşturulmasına yönelik araştırma
Türkiye'de Bilim & Teknoloji
Ar-Ge harcamaları, Ar-Ge personeli, teknoloji yönetimi, bilimsel çevre ve entelektüel sermayenin ölçüt alındığı 26 kriterli faktördür.

Bilim ve Teknoloji genel performans değerlendirmesinde Türkiye 1998 yılında 35. sırada iken, 1999 yılında 37. sıraya gerilemiştir.



Tablo 1.1
Bilim ve teknolojide Türkiye genel performansı
1999 Sıralaması
Ar-Ge Harcamaları ( US$ Milyon ) 31
Ar-Ge Personeli 40
Teknoloji Yönetimi 33
Bilimsel Çevre 31
Entelektüel Mülkiyet Hakları 42
Kaynak:Fatoş Özdemir, "Rekabet Gücünde
N eredeyiz?" (ITO,1999), s.16

Türkiye kalifiye mühendis sayısı ve gençliğin bilim ve teknolojiye ilgisi bakımından üst sıralarda yer almaktadır. Ancak, yine de teknolojiye yapılan yatırım yetersizdir. Teknolojimiz ithal teknolojidir ve bizim teknoloji adına yaptığımız hiçbir yenilik yoktur. Oysa teknoloji, ülkenin rekabet şansını artıran ve ülkeye rekabette üstünlük kazandıran girdilerden biridir. Türkiye'nin bu aşamada yapması gereken, üniversitelerde kaliteli mühendislik eğitimini teşvike yönelik her türlü harcamada bulunmak, yetiştirilen akademisyenlere her açıdan destek olmak ve yurtdışına kaçışlarını önlemek, Ar-Ge harcamalarına vergi kolaylıkları getirmek ve risk sermayesi piyasasına işlerlik kazandırmaktır. Teknolojik gelişmeyi uluslararası rekabetin gerektirdiği düzeylere yükseltme hedefi göz önüne alındığında hem kamu kesiminde hem de özel sektörde bu alanlardaki faaliyet düzeyini çok daha yukarılara çekmek gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Bilim & Teknoloji alanında zayıf kaldığımız yönler ve sıralaması ise şöyledir:

Ülkemiz 1950 yılından beri tıp, psikoloji, kimya, fizik ve ekonomi dallarının hiçbirinde Nobel ödülüne sahip değildir. 1998 yılına kadar Nobel ödülü alan ülkeler ve aldıkları Nobel ödülü sayısı sırasıyla şöyledir: ABD-190, İngiltere-48, Almanya-27, Fransa-11, İsveç-10, Rusya-9, İsviçre-8, Kanada-6, Danimarka-4, İtalya-4, Japonya-4, Hollanda-4, Avustralya-3, Norveç-3, Arjantin-2, Belçika-2, Çin-2, Avusturya-1, Kolombiya-1, Çek Cumhuriyeti-1, Hindistan-1, İrlanda-1, Güney Afrika-1.

Bilim adamı ve mühendis sayısının yüksek olması hiç şüphe yok ki, o ülkenin bilim ve teknolojiye önem verdiğinin önemli bir göstergesidir. Ancak, bilim adamı ve mühendis sayısı, bilim ve teknoloji üretmek için tek başına yeterli değildir. " Kantite değil, kalite önemlidir" sözü bu açıdan anlamlıdır. Bilim adamları ve mühendislerin gerçekten bilim üretme yeteneği ve kapasiteye sahip olabilmeleri için, çalışma ortamlarının yeterli olması; motivasyon ve ödüllendirme sistemlerinin mevcut olması gibi faktörler önem taşımaktadır. Yoksa bir ülkede, üniversitelerde ve araştırma kuruluşlarında istihdam edilen kişi sayısı tek başına bilim ve teknolojinin yerini ve önemini göstermez .

İSTİHDAM
Ekonomi düzeninin sağlıklı ve üretken olup olmadığını gösteren en önemli göstergelerden biri de istihdam ve beraberinde işsizlik rakamları ve yapısıdır. İstihdam, üretim faktörlerinin ( doğal kaynaklar, sermaye, teknoloji, bilgi düzeyi ) gelir sağlamak amacıyla çalışması ya da çalıştırılmasıdır. Ancak uygulamada istihdam kavramından çoğu kez sadece emek faktörünün çalışıp çalışmama sorunu anlaşılmaktadır. Gerçekten de istihdam sorununun kilit noktası emek faktörüdür.

Milli ekonomide istihdam düzeyi ile milli gelir arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Diğer değişkenler sabitken, istihdam düzeyi arttıkça o ekonominin ürettiği toplam mal / hizmet miktarı da ( yani reel MG ) artmaktadır.

Tam istihdam: Bir ekonomide üretim faktörlerinin tümü çalışıyor ve üretime katılıyorsa tam istihdamdan bahsedilir. Böyle bir ekonomide % 2 veya % 3'lük gibi düşük oranlarda işsizlik görülebilir. Önemli olan, açık işyerleri sayısının o anda iş arayanlardan daha fazla olmasıdır.

Eksik istihdam: Üretim faktörlerinin bir kısmı üretime katılamamaktadır. Talep yetersizliği eksik istihdamın bir nedenidir .

IMD Rekabet Yıllığına göre 1998 yılı milyon bazında toplam istihdam sıralamasında ülkemiz 21 milyon 13 bin kişi ile 14. sırada yer almaktadır. Bu oranın toplam nüfusa yüzdesi ise Türkiye için % 32,59' dur. Yani 44. sırada yer almaktadır. Sektörlere göre nüfusun dağılım yüzdesi ise, Tarım % 45, Sanayi % 20 ve Hizmetler Sektörü % 35' tir.

İşsizlik: Çalıştırılamayan emek faktörüne işsiz denir. Bir ülkede hangi ekonomik model uygulanırsa uygulansın ve hangi ekonomik gelişmişlik seviyesine sahip olursa olsun tam istihdamı bütünüyle % 100 seviyesinde yakalamak söz konusu değildir. İşsizlik, çok düşük ya da çok yüksek seviyede ama bir düzeyde mutlaka karşımıza çıkmaktadır. Türkiye' de açık işsizlik 1997 yılı ortalaması % 6,4' tür. Ülkemiz koşullarında açık işsizlik kadar önemli bir gösterge oluşturan eksik istihdam da, % 5,62'dir .

IMD Rekabet Yıllığı'na göre Türkiye' de çalışan kadın işgücünün toplam işgücüne yüzdesi 1998 yılı itibariyle % 31,75' tir. Bu yüzde ile 46. sırada yer almaktayız. Filipinler % 22,37 ile 47., İsveç % 47,49 ile ilk sıradadır.

1998 yılı 24 yaş altı işsiz nüfusun toplam işsiz nüfusa yüzdesine bakıldığında % 51 ile Türkiye 42. sırada bulunmaktayız. Demek ki, ülkemizde işsiz nüfusun yarısı genç nüfusa ait. Bu da bizim için büyük bir dezavantajdır. İşsizlik için alınan tedbirler konusunda da oldukça gerilerdeyiz. 1997 yılında istihdam gelişiminin aktif nüfusa oranına bakıldığında 0,969'luk bir oran ile Türkiye 41. Sırada yer almaktadır. İşsizlik tedbirlerinin en gelişmiş olduğu ülke Venezüella, en yetersiz kaldığı ülke ise Çek Cumhuriyeti'dir.

İşsizliğin varlığı toplum açısından olduğu gibi, kişisel açıdan da olumsuz sonuçlar getirmektedir. Özellikle sosyal güvenlik kurumlarının yeterince gelişmemiş olduğu ülkelerde işsizlik başlı başına bir huzursuzluk kaynağıdır.

Azgelişmiş ülkelerin çoğunda sosyal güvenlik kurumları yetersiz olduğu için işsizlerin problemleri kadar, halihazırda çalışmakta olanların da istihdam sorunu vardır. Bu problem, sahip olduğu işi kaybetme korkusudur ve kişi üzerindeki olumsuz etkisi işsizliğinkinden az değildir. Yarına olan güvensizlik, fertleri ümitsizlik ve huzursuzluğa itmektedir.

İşgücünü massedememek ve iş sağlayamamak, bir ekonomi düzeni için son derece büyük bir kusurdur. Bu kusur, sadece işsiz kalan kimselerin ve onların bakmakla yükümlü oldukları kişilerin maddi ve manevi yoksulluk ve acı çekmelerinden ibaret değildir. Böyle bir durum, aynı zaman da o ülkede bir bütün olarak ekonomik strüktürün, var olan kaynakları tam olarak kullanabilmek ve böylece ülke refahını imkanlar dahilinde en yüksek düzeye çıkarabilmek konusunda başarılı olmadığını da ifade eder.

İşsizliğin devasa boyutlara eriştiği ve toplumsal-siyasal sıkıntı ve gerginliklere yol açtığı dönemlerde, işsizlik vb. uygulamalar, kuşkusuz sorunun rehabilite edilmesi açısından fayda sağlayacaktır. Ama, bunun temelli bir çözüm olmadığı ortadadır. Açıktır ki önemli olan nokta iş hacminin genişlemesidir. İşsizlik için yapısal çözümler bulunmasıdır. Bir bütün olarak ve sağlıklı bir biçimde yeni gizli işsizliklere yol açmadan istihdam hacminin arttırılmasıdır.

Türkiye' de yaşanmakta olan istihdam sorununu ve işsizlik açmazını da kronik düşük istihdam ya da kronik işsizlik içerisine dahil edebiliriz. Türkiye' deki istihdam sorununun belirgin karakterlerinden birisi kronik olması diğeri de işgücünün dağılımındaki tarım sektörü ağırlıklı yapılanmadır.

İstihdamın ve işsizliğin her ülkenin kendi özel koşullarından ve dünyadaki gelişmelerden etkilendiği bir gerçek olmakla birlikte, paradigmal dönüşüm yani endüstri toplumundan enformasyon / bilgi toplumuna geçiş bu sorunların arkasında yatan en önemli unsurların başında yer almaktadır.

Endüstri toplumuna geçmiş ülkelerde nasıl tarımın istihdam içindeki payı % 3' e kadar gerilemişse, geleceğin enformasyon toplumunda da imalat işçilerinin sayıları şimdiden yaşanmaya başlandığı şekilde çok daha gerileyecektir. Bir diğer ifadeyle bugün sanayi sektörü büyük ölçüde otomasyonun da etkisiyle mavi yakalı iş yaratmaktan uzaklaşmıştır.

İstihdamın artırılması için, yatırım, üretim ve ihracatı başaracak yeni bir ekonomik yapılanmaya gidilmesi zorunludur. KOBİ'lerin başarılı olması, ülkemizde teşebbüsün yaygınlaşması ve güçlenmesi açısından olduğu kadar istihdamın istikrarlı, kalıcı ve verimli bir şekilde artırılması için de çok önemlidir. KOBİ'ler desteklenmeli ve geliştirilmelidir. KOBİ' lerin de işyeri huzuru ve çalışma barışı için işçilerin sendikal hakları konusunda duyarlılık göstermeleri gerektiği açıktır. Yatırımların teşvikinde istihdam yaratma ile teknolojik gelişme boyutu ön plana çıkarılmalıdır. Teknolojik gelişme süreci ilerledikçe insan gücü yetiştirme hedefleri giderek daha önemli bir nitelik kazanacak ve bu konu, istihdamın miktarını, yapısını, dağılımını, gelişme trendini doğrudan etkileyecektir. Geniş istihdam imkanları olan hizmet sektörlerinin potansiyelinden azami ölçüde faydalanılmalı ve bu sektörlerin geliştirilmesine yönelik tedbirler alınmalıdır. Eğitim sistemi içinde ve dışında her seviyede nitelikli işgücü yetiştirilmesine ağırlık verilmeli, örgün ve yaygın mesleki-teknik eğitim, beceri kazandırma eğitimi, iş öncesi eğitimi, işbaşı eğitimi ve yeniden eğitim programları ve hizmetleri desteklenerek yaygınlaştırılmalıdır. İşgücü piyasası berraklaştırılmalı ve işgücü enformasyon hizmetleri geliştirilmeli, iş ve işçi bulma kurumu işgücü piyasasındaki etkinliği artıracak biçimde reorganize edilmeli, istihdam rehberliği, mesleğe yöneltme ve benzeri istihdamı geliştirme faaliyetleri arttırılmalıdır. Yerel ekonomik kaynakların harekete geçirilmesi ile istihdam artışı arasındaki ilişkinin önemi göz önünde bulundurularak, üçüncü sektör kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin önü bu açıdan da açılmalı, yerel yönetimlere kaynak aktarımında daha serbest davranılmalıdır. Rekabet gücünün artması öncelikle insan gücü kaynağının harekete geçirilmesine bağlıdır. İstihdam ve işsizlik konusunun yalnızca makro boyutları değil mikro boyutları da göz önünde tutulmalı, mikro düzeyde katılım sağlayarak toplumsal enerji harekete geçirilmelidir. Ekonomik gelişmeyi ve rekabet gücünü sosyal gelişme, çevre duyarlılığı, iş güvenliği, istihdam sorunu gibi diğer sosyal faktörlerle birlikte savunamazsak; rekabeti de verimliliği de artıramayız.

Teknolojik işsizlik: Teknik alanda her hangi bir ilerleme ekonomik hayatın işletme organizasyonunda büyük yenilikler meydana getirir. Zanaat ve küçük sanatlarda çalışanlar makineleşme karşısında yeni duruma veya yeniden mesleki bir formasyona tabi tutulup iş buluncaya kadar işsiz kalırlar.
Teknik ilerleme 1919'dan 1929'a kadar fabrika endüstrisinde insan başına verimi tahminen %45 arttırmış, ve bu zamanda tahminen ½ milyon kişi işsiz kalmıştır.

Nüfus ( İnsangücü ): Kullanılabilir ve nitelikli insan gücünü tespit etmeye yarayan 44 kriter kullanılmıştır. Girdi olarak, nüfus karakteristikleri, işgücü karakteristikleri, istihdam, işsizlik, eğitim durumu, yaşam kalitesi ve davranış değişiklikleri alınmıştır.

Nüfusun genel rekabet performansına bakıldığında, 1998 yılında 39. sırada olan ülkemiz 1999 yılında 42. sıraya düşmüştür.


VERİMLİLİK
OECE (L'organisation europeenne de cooperation economique) verimlilik grubu tarafından emek verimliliği terimi kullanılmaktadır. Emeğin verimliliği ile tek bir işçi tarafından tüketilen enerji ya da çabanın değil, işgücünün ortalama ş verimi kastedilmektedir. 20. asrın başından bu yana iktisatçılar verimliliği üretimle üretim girdileri arasındaki bir oran olarak anlamaya başlamışlardır. Verimlilik hasılanın üretim faktörlerinden herhangi birine oranıdır. Üretim unsurları ile ilgili birden çok faktörün bir araya getirilmesi, her bir üretim faktörünün verimliliğini ayrı ayrı ölçmemizi gerektirir. Hasıla onu üreten tek bir faktöre göre ölçülebilir. Buna kısmi faktör verimliliği denir. Ayrıca hasıla onu üreten tüm faktörlere göre de ölçülebilir, buna da toplam faktör verimliliği denir. Emeğin verimliliği özellikle teknik yeniliklerin uygulanması ile artar. İki saatte yapılacak bir iş bir saatte yapılarak emeğin verimi arttırılmış olur. Kalan diğer saatte de artık üretim yapılması mümkün olabilir.



Pamuk ipliği üretiminde işgücü verimliliği
Hintli el işçisi (18yy.) 50.000 Ohp
Crompton'un makinesi (1780) 2.000 Ohp
100 iğlik makine (1790) 1.000 Ohp
İlk makineli tezgah (1795) 300 Ohp
Robert'in otomatik tezgahı (1825) 135 Ohp
Modern tezgah (1972) 40 Ohp
(Yüz libre pamuğun işlenme süresi=Ohp)

İKİNCİ BÖLÜM
İKTİSAT TEORİSİNDE TEKNOLOJİ VE İSTİHDAM
Teknolojik değişim sürecinde kavramsal olarak üç aşama vardır: Buluş, yenilik, yayılma. Buluş ekonomide uygulanma potansiyeli olan yeni bir düşüncenin oluşturulmasıdır. Buluşların sıklığının bilimsel bilgi birikimi tarafından belirlendiği, buluşların zaman içinde adeta tesadüfi bir şekilde dağıldığı varsayılır. İkinci aşama, yenilik, buluşun ilk ticari uygulama aşamasıdır. Yeniliklerin geliştirilmesi büyük ölçüde yenilik yapan firmanın içinde bulunduğu teknolojik ve ekonomik koşullar tarafından belirlenir. Yenilikler belli dönemlerde ve sektörlerde yoğunlaşabilir çünkü köklü bir yeniliğin tüm teknolojik potansiyelinin kullanılabilmesi için genellikle pek çok tamamlayıcı yeniliklere ihtiyaç vardır. Başarılı, köklü bir yenilikten sonra teknolojik değişim "teknolojik yörünge" olarak tanımlanan belirli bir yol izler. Teknolojik değişme sürecinde üçüncü aşama, yeniliğin diğer işyerleri ve sektörlere yayılmasıdır. Teknolojik yeniliğin ekonomik etkisi, yeni teknoloji pek çok işyeri tarafından kullanılmaya başladığı için bu aşamada ortaya çıkar.

İktisatçılar teknolojik yenilikleri ikiye ayırmaktadır: Ürün ve süreç yenilikleri. Tamamen yeni bir ürünün ilk ticari üretimi veya mevcut bir ürünün kalitesini arttıran değişikler "ürün yeniliği" olarak tanımlanmaktadır. Süreç yeniliği ise mevcut bir ürünün yeni bir süreç ile üretilmesidir .

Gerçek yaşamda ürün ve süreç yenilikleri arasındaki ayrım çok net olmayabilir. Örneğin sermaye malı üreten sektörlerdeki bir ürün yeniliği, bu üretim aracını kullanan işyerleri için süreç yeniliği olmaktadır. Ayrıca bir ürün yeniliğinin uygulanması tamamlayıcı bir süreç yeniliği gerektirebilir. Tam tersi de geçerlidir. Bu zorluğa karşı ürün ve süreç yeniliği ayrımının kullanılmasında yarar vardır çünkü ürün ve süreç yeniliklerinin, yenilik yapan işyerine etkisi farklıdır. Bir ürün yeniliği yeni ürün için yeni bir piyasa yaratabilir veya mevcut ürüne olan talebi arttırabilir. Süreç yeniliği ise işyerinin maliyet yapısını etkiler. Süreç yenilikleri işyerinin üretim maliyetini düşürerek arzın artmasına yol açar. Böylece toplam arz da artmış olur.

Süreç yenilikleri sonucu maliyet yapısındaki değişmeler ekonometrik analiz yoluyla tahmin edilebilir. Fakat ürün yenilikleri üzerine kapsamlı veri olmaması ürün yeniliklerinin etkisinin incelenmesini güçleştirir.

Teknolojik değişmenin üretim üzerindeki etkisi, ilk yaklaşım olarak, neoklasik üretim fonksiyonu kavramı kullanarak inceleyelim. Üret,m fonksiyonu, teknolojik olarak etkin girdi ve çıktı bileşimlerini tanımlar. Üretim fonksiyonunu, eş-ürün eğrisi ile gösterelim. Eş-ürün eğrisi belirli miktarda ürün için kullanılacak teknikler setini tanımlar. Şekil-1'de eş-ürün eğrisi iki girdinin (işgücü ve sermayenin) olduğu bir üretim fonksiyonunda Q miktar çıktı üretmek için kullanılabilecek etki teknikleri göstermektedir.

Neoklasik teori, firmaların tüm üretim teknikleri hakkında eksiksiz bilgiye sahip olduğunu ve böylece işyerlerinin karlarını en çoklaştıran tekniği kullandıklarını varsayar. Bu bağlamda teknolojik değişme eş-ürün eğrisinin orjin noktasına doğru kaymasına neden olur diye tanımlanır. Şekil 1'de Q eş eğrisinin Q' olarak kayması sonucu aynı miktarda çıktı daha az işgücü ve sermaye kullanılarak üretilebilmektedir. Örneğin A tekniğini kullanan bir firma teknolojik değişmeden sonra B tekniğini kullanarak aynı miktarda ürünü daha az işgücü ve sermaye ile üretebilecektir.

Teknolojik Değişimin Yönü
Üretim fonksiyonundaki kayma paralel değil ise teknolojik değişimin yanlı olduğu söylenebilir. Aynı göreli girdi fiyatları düzeyinde teknolojik değişme sonucu işgücünün toplam çıktı içindeki payı değişmiyorsa veya aynı şekilde sermaye/işgücü oranı değişmiyorsa teknolojik değişme tarafsızdır. Teknolojik değişme sonucu işgücünün çıktı içindeki payı azalıyorsa veya sermaye/işgücü oranı artıyorsa teknolojik değişme işgücünden tasarruf etmektedir.

Şekil 2'de tarafsız ve işgücünden tasarruf eden süreçler görünmektedir. Karını en çoklaştıran bir firma süreç yeniliğinden önce A tekniğini, yenilikten sonra B tekniğini kullanmaktadır. (Firma karını en çoklaştırmak için, eş ürün eğrisinin eğiminin ücret/sermaye fiyatı oranına eşit olduğu noktadaki tekniği kullanacaktır.) Tarafsız değişmede karı en çoklaştıran tekniğin sermaye işgücü oranında bir değişme yoktur. İşgücünden tasarruf eden değişimde ise sermaye yoğunluğu (sermaye/işgücü oranı) artmaktadır (A ve B teknikleri). Değişim sonucu B tekniğini kullanan firma gerçekte A tekniğine göre aynı miktarda çıktı üretmek için daha az işgücü kullanmaktadır fakat bu değişim için "işgücünden tasarruf eder" denilmemektedir. Çünkü neoklasik iktisat tanımı işgücünün göreli kullanım düzeyine göre yapılmaktadır. Teknolojik değişme her iki girdiye olan talebi azaltabilir, fakat işgücünden tasarruf eden değişimde işgücü üzerindeki etki daha fazla olacaktır.


Teknolojik Değişmenin İstihdam Üzerine Etkileri
Teknolojik değişmenin istihdam üzerindeki etkisi, öncelikle değişimin tipine bağlıdır. Ürün yenilikleri daha çok talebi etkilerken, süreç yenilikleri maliyet yapısını ve böylece arzı etkilemektedir.bu iki yenilik tipinin etkileri basit bir arz talep çerçevesinde gösterilebilir.

Ürün yeniliği, talep fonksiyonun D'den D' 'e kaymasına yol açarak denge üretim miktarını arttırır. Bu nedenle, sektör düzeyinde ürün yeniliği işgücü talebini arttırabilir. Ekonomi düzeyindeki etki ise bütün sektörler arsındaki etkileşime bağlıdır.Örneğin, yenilikten önceki ekonomi tam istihdam düzeyinde ise işgücü talebindeki artış gerçek ücretlerin artmasına yol açacak, böylece diğer sektörlerde istihdam azalacaktır. Bu durumda ürün yeniliğinin istihdam üzerindeki olumlu etkisi artan ücretler tarafından giderilecektir.

Süreç yenilikleri üzerinde durmaya çalışacağım. Süreç yeniliklerinin istihdam üzerindeki etkileri üç şekilde olabilmektedir: Firma(mikro), sektör(mezo) ve ekonomi(makro). Firma düzeyinde süreç yeniliği girdilerden tasarruf ettiği için, b,r,m üretim maliyetini düşürür. Süreç yeniliğinin ilk etkisi işgücünden tasarruf edilmesi olacaktır. Bu nedenle firma düzeyinde yapılan çalışmalarla teknolojik gelişmenin işgücü talebini azalttığı yolunda sonuçlar elde edilmesi olağandır. İşgücü talebindeki düşme, teknolojik değişmenin hızı ve yönü,girdiler ikame esnekliği gibi çeşitli etkenlere bağlıdır.

Yenilik yapan firma maliyetini düşürdüğü için, fiyatı da düşürerek satış miktarını ve karını arttırabilir. Düşük fiyatlarda rekabet edemeyen firmalar üretimlerini düşürecek, istihdamı azaltacak ve hatta kapanabilecektir. Bu durumda yeni teknoloji, o sektördeki çıktının daha büyük kısmının yeni teknoloji kullanılarak üretilmesi anlamında, yaygınlaşmış olacaktır. Etkin çalışamayan işyerlerindeki istihdam kaybı, daha etkin olan, yeni teknolojiyi kullanan işyerlerinin büyümesi ile kısmen telafi edilecektir. Sektör düzeyinde net istihdam etkisi ürüne olan talepteki artışa bağlıdır, talep artışı da talebin fiyatın esnekliği, ölçek ekonomileri, yenilik yapan firmanın piyasa gücü, uluslararası rekabet ve teknolojik değişmenin hızı ve yönü tarafından belirlenir. Köklü teknolojik değişim durumunda üretim maliyeti büyük ölçüde düşürülecek ve toplam arz fonksiyonu büyük ölçüde sağa doğru kayacak, sonuç olarak ürünün fiyatı düşecek ve toplam üretim miktarı artacaktır. Sektörel istihdam ancak üretim artışı birim işgücü ihtiyacındaki düşmeden daha yüksek olduğu durumda artacaktır. Yenilik yapan firma piyasada tekel haline gelirse, tekelci kar elde etmek için ürün fiyatının düşmesini kısıtlayacaktır. Bu durumda üretim artışı ve dolayısıyla istihdam artışı daha az olacaktır. Belirli bir fiyat düşüşünde, talepteki artış talebin fiyat esnekliğine bağlıdır. Talep esnek ise ürün fiyatındaki küçük bir düşme bile talebi büyük ölçüde arttırabilecektir. Uluslararası rekabet de teknolojik değişmenin istihdam üzerindeki etkisini belirleyen faktörlerden birisidir. Yerel firmalar süreç yeniliği sonucu uluslar arası piyasalardaki payını arttırabilirlerse, üretim ve istihdamda da bir artışı sağlayacaktır.

Süreç yenilikleri büyük bir olasılıkla işyeri düzeyinde işgücü talebini azaltacaktır. Fakat bu olumsuz etkiyi zayıflatabilecek bazı telafi mekanizmaları da mevcuttur. Firma verili toplam talep durumunda piyasa payını arttırarak, veya iç ve dış fiyatı düşürüp talebi, üretimi ve istihdamı arttırabilir. Bu nedenle süreç yeniliğinin sektörel düzeydeki istihdam etkisi teorik olarak belirsizdir:Süreç yeniliği, birim girdi gereksinimini büyük ölçüde düşürürse veya işgücünden tasarruf etme eğilimi güçlü ise istihdam da azalmaya yol açabilir. Piyasa ve talep yapıları da önemlidir: Üretim artışı sonucu istihdamdaki telafi edici artış monopolist piyasalarda ve talebin fiyat esnekliğinin düşük olduğu durumlarda daha az olacaktır.

Yeni teknolojinin istihdam üzerindeki etkisi ancak makro düzeyde, sektörler arasındaki bağlantılar ve ekonomi düzeyindeki telafi mekanizmaları gözönüne alındığında tam olarak değerlendirilebilir. Makro düzeyde beş telafi edici mekanizma vardır. İlk olarak, süreç yeniliği büyük bir olasılıkla ürün fiyatında bir düşmeye yol açacaktır. Bu durumda bu ürünü kullanan sektörlerin üretim maliyetleri düşecek ve üretim miktarları artacaktır. Ayrıca süreç yeniliğinin diğer sektörlere yayılması da mümkündür. İkici olarak yenilikleri genellikle yeni makine ve teçhizat için talep yaratırlar. Ayrıca yenilik sonucu artan üretim için yeni yatırımlara ihtiyaç vardır. Böylece sermaye malı üreten sektörlerde de talep ve istihdam artışı beklenebilir. Yeni yatırım talebinin istihdam yaratıcı etkisi yapılan çalışmalarla ortadadır. Üçüncü olarak, ürün fiyatlarındaki düşüş sonucu gerçek ücretler artacak, böylece tüketim malları talebinde de bir artış meydana gelecektir. Bu nedenle, tüketim malları sektöründe de istihdam artışı beklenebilir. Dördüncü olarak, işgücü piyasaları da önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin neoklasik iktisatçılar yeni teknolojinin istihdam kaybına yol açmayacağını, çünkü ücretlerdeki ayarlamalar yoluyla işsizliğin ortadan kalkacağını ifade etmektedirler. Bu önemeye göre yeni teknoloji sonucunda işsizlik olursa ücretler düşecek, ücretlerin düşmesi firmaların karlılığını arttıracak, karlı firmalar üretimlerini ve işgücü taleplerini arttıracaklardır. Böylece işgücü piyasalarındaki ayarlamalar sonucu teknolojik işsizlik ortadan kalkacaktır. Bu noktada Vivarelli'nin "Pigou etkisi"ne değinmekte yarar vardır. Buna göre; süreç yeniliği sonucunda gerçekleşen fiyat düşüşleri para talebini azaltacak, bu durum faiz oranlarının düşmesine ve yatırımların dolayısıyla istihdamın artmasına yol açacaktır.

İstihdama ilişkin en önemli gerçeklerden biri, uzun dönemde haftalık çalışma süresinin kısalmasıdır. Diğer telafi edici etkilerin etkisi ne olursa olsun, süreç yeniliklerinin getirdiği üretkenlik artışları, daha az çalışılmasına olanak sağlamaktadır. Bu nedenle haftalık çalışma süresindeki azalma uzun dönemdeki en önemli telafi edici mekanizma olarak görünmektedir.

Yeni teknolojinin makro etkilerinin değerlendirilmesi için (hanehalkı ve sermaye piyasası dahil) tüm sektörler arasındaki etkileşimin modellenmesi gereklidir. Böyle bir değerlendirme çok büyük boyutta modelleme ve veri derleme çalışmasına ihtiyaç duyar.

TÜRKİYE İMALAT SANAYİİNDE TEKNOLOJİK DEĞİŞME
Tablo 1 sektörlerin teknolojik değişme hızı, ve teknik etkinlik değerlerini göstermektedir. Tablo 1mühendislikve ağaç ürünleri sanayilerinde teknolojik değişme hızının yüksek olduğunu göstermektedir.(sırsıyla %4,8 ve %4,3). Tekstil, cam ve çimento gibi geleneksel sanayilerde teknolojik değişme hızı düşüktür(sırasıyla %1,3 ve %1,4).

Bilgi işlem makineleri sanayi en yüksek teknolojik değişim hızına sahiptir(%35,1). Bu sanayi gelişmiş ülkelerde önde gelen ileri teknoloji sanayilerinden biri olmasına karşın, tahmin edilen değişim hızı gerçekçi olarak beklenebilecek düzeyden fazladır. El aletleri(%10,8), kara taşıtları(%9,9), diğer kimyasal ürünler(%9,4), şeker(%8,4), bira(%8,3), ve ana kimyasal maddeler(%8), sanayilerinde teknolojik ilerleme oldukça yüksektir. Ancak bazı sektörlerde de gerileme gözlenmektedir. Örgü ve konfeksiyon gibi ihracata yönelik geleneksel sektörlerde düşük, hatta negatif teknolojik büyüme hızlarının tespit edilmesi, bu sektörlerin rekabet gücünün(uzun dönemde sürdürülemeyecek olan) düşük işgücü maliyeti sayesinde kazanıldığını göstermektedir. Nitekim, bugünlerde Çin çok daha ucuz işgücü(mahkum kişiler ve geniş nüfusun varoş kesimi)ve teknolojik bakımdan daha gelişmiş makineler ile yaptığı üretimle rekabet edemez hale geldik. Bunun sonucu olarak da tekstil sektöründe işyeri kapatmalar görülmeye başlandı ve buralarda istihdam edilen kişiler işsiz kaldılar.

YENİ TEKNOLOJİLER İSTİHDAMIN AZALMASINA NEDEN OLUR MU?
Teknolojik gelişmenin insana olan ihtiyacı azaltacağı ve istihdamı düşüreceği başlangıçta akla gelebilecek endişeler arasındadır. Ancak böyle olmamaktadır. Nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz:
o Teknolojik gelişmenin tek yönlü bir etkisi yoktur. Teknolojik gelişme hem varolan sektörlerdeki işçi başına verimliliği artırmakta, hem de gerçekleştirilen yeni buluşlarla yeni sektörlerin ortaya çıkmasına imkan vermektedir. Böylece istihdam olanağı yaratılmış olmaktadır. Teknolojik alet ve makinelerin üretilmesi için yeni sanayii kollarının oluşması buna örnek oluşturabilir.
o Teknoloji ile işçi başına verimlilik oranının artması sonucu gelir de artmaktadır. Bu da piyasada yeni talepler oluşmakta ve oluşan talep ile bu iş alanlarında daha fazla istihdamı beraberinde getirmektedir. İnsanların yeni hizmetler istemesi örnek olarak verilebilir.
o Geliri artan bireylerin daha çok işgücü gerektiren, 100metrekarelik ev yerine 1500 metrekarelik ev, ürünleri talep etmesi söz konusu olmakta böylece istihdamı arttırıcı bir etki oluşmaktadır.

Teknolojik gelişme ve beraberinde getirdiği otomasyon uzun vadeli işsizlik yaratmamaktadır. Ancak bazı sektörlerde işçilerin bir kısmının veya tamamının iş değiştirmesi gereği de doğmaktadır. Makinelerin işçiler tarafından yapılan işin tamamını ya da bir kısmını yapar hale gelmesi ile işçilerin tamamının işten çıkarılması veya işçi sayısının azaltılması olası durumlardır.

Otomasyonun gelmesiyle birlikte işinden olan insanlar sorunun çözümü eğitimden geçmektedir. Teknoloji ve otomasyonun girdiği ülkelerde eğitim sistemi de kendini yenileme gereği duymaktadır. Eğitim, loncalardaki gibi sadece meslek öğrenmek amacının dışında insanlara değişen şartlara uymayı öğretmek olarak kendini yenilemiştir. Her gün değişen koşullara ve iş hayatının gereksinmelerine göre esnek olabilen insan yetiştirmek esas amaçtır. Temel eğitim süresinin uzatılması esnek yapının gereği olarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca işgücünün meslek içi eğitim programlarıyla desteklenmesi ve kendini geliştirerek değişen koşullara uyum sağlaması bugün görmekte olduğumuz uygulamalardır .


Teknolojinin Direkt İstihdam Etkileri
Bir Milyondan Fazla Kişinin İstihdam Edildiği Yeni Sanayilere Örnekler

1950'den önce varolmayan sanayi kolları
Elektronik bilgisayarlar
Mikro-elektronik
Televizyon
Video
Yazılım

1900'den önce varolmayan sanayi kolları
Uçak
Radyo
Plastikler
Dayanıklı tüketim malları
Petrokimya

1850'den önce varolmayan sanayi kolları
Elektronik
Otomobil
Petrol
İlaç
Alüminyum
Tablo 2.3
Emek üretkenliği, üretim ve istihdam artışının "doğurgan" ve "kısır döngüleri"

Emek üretkenliği Üretim İstihdam Ülke/Dönem Sonuç


Yüksek artış(yılda
%3'den fazla)

Yüksek artış(yılda
%3'den fazla)


Güçlü artış 1950'lerde ve 1960'larda
AB ülkelerinin çoğu
1960'lardan 1980'lere
Japonya ve Doğu Asya


Tam istihdama
yakınlık

Yüksek artış
Az artış hızı(yılda %3'den az)

Sabit veya azalıyor
1970'ler ve 1980'lerde AB
İşsiz büyüme(yavaş)
Az artış(%1'den az) Az artış fakat üretkenlikten fazla Güçlü artış fakat çoğu yarım günlük(part-time)
1970'ler ve 1980'lerde AB Düşük ücretli kesimler
Düşük büyüme hızı

Az artış
Az veya azalan
Azalıyor 1990'larda AB
1990'ların başlarında ABD
Kitlesel işsizlik

Yeni gelişen yada günümüze yakın zamanlarda ortaya çıkan bazı sektörlerin genel istihdam olanakları içindeki paylarına bakacak olursak, yeni ortay çıkan bu sektörlerin ne ölçüde istihdam yarattığı konusunda bir fikir edinmek kolay olur.

Tablo 2.4
Singapur İmalat Sanayii Üretim ve İstihdam

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

KLASİK TEKNOLOJİLERDEN YÜKSEK TEKNOLOJİLERE GEÇİŞ
Ülkelerin doğal kaynakları ve coğrafyasına göre oluşturulan klasik teknolojiler önemini yitirmiştir. Yüksek teknolojiler özellikle gelişmiş ülkelerin yatırım için büyük paylar ayırdığı alanlar olmuştur. İleri teknoloji ürünlerini, gelişmeleri tanımlamak biraz güçtür. Örneğin teknolojinin kullanıldığı otomobil endüstrisi tam anlamıyla bir yüksek teknolojinin uygulama alanı sayılmaz. Bunun yerine tam anlamıyla otomatikleştirilmiş, bilgisayar teknolojisiyle donatılmış, mikro-elektroniğin kullanıldığı daha kompleks sistemler ileri teknoloji ürünü sayılmaya başlanmıştır. Her geçen gün yaşanan gelişmeler teknolojik ürünlerin de bu gelişmelerle birlikte değişmesine neden olmaktadır. Eskiden üretilen bazı ürünler üretilmez olurken-üretimine gerek kalmayan ürünler- bazı ürünler de kullanılan teknolojiler bu hızlı gelişmelerle klasik teknolojik haline gelmektedir. Bu nokta da değişimin, değişimdeki hızın ekonomiler için ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Üretim safhalarına bakarak klasik teknoloji mi yoksa yüksek teknoloji mi kullanıldığını anlayabiliriz. Yüksek teknoloji klasik teknolojiye göre daha az üretim girdisi (emek, doğal kaynaklar, enerji vb.) gerektirir.

Yüksek teknolojiler üretim tekniği bakımından da farklılık göstermektedir. Üretimi gerçekleştirilen yeni maddeler ve yeni sistemler üretim tekniğinin farklılaşmasında temel etkendir. Yüksek teknolojinin uygulama şekillerinde biri olan CAD-CAM(Computer Aided Design- Computer Aided Manufacturing) yani bilgisayar destekli tasarım ve bilgisayar destekli üretim teknikleri ve eş zamanlı mühendislik uygulamaları vardır .

İleri teknoloji alanlarının bazıları:
o Mikroelektronik
o Enformasyon teknolojileri
o Yeni malzemeler
o Biyoteknoloji
o Uzay teknikleri
o Nükleer teknoloji

Bilgi Ekonomisine Geçiş
Bilişim teknolojisindeki gelişmelerle birlikte, sanayi ekonomisi yerini bilgi ekonomisine bırakırken, ekonominin üçlü saç ayağı olarak nitelendirdiğimiz üretim, tüketim, dağıtım ilişkileri ve ekonomik yapının tümü bilgi temeli üzerine yeniden yapılanmakta ve bilgi rekabetin temel faktörü durumuna gelmektedir
J. Watt'ın buhar makinesiyle başlayan fabrika sisteminin, kitle üretimin, mekanik gücün ve klasik teknolojilere dayalı üretim tekniklerinin hakim olduğu sanayi ekonomisinde işbölümü ve uzmanlaşma yüksek boyutlara ulaşmıştı. Ancak 1970'lerden sonra etkileri bütün dünyada hissedilen enerji krizi, Pazar ekonomisi ülkelerinde yaşanan pazardaki genişlemenin sınırlılığı, ücretlerin prodüktivite artışı olmadan yükselmesi gibi ekonomik sorunların ortaya çıkması karşısında ülkeler ekonominin oturduğu klasik teknoloji tabanının yerine "jenerik teknolojileri" ikame etmeye başlamışlardır.



Yeni jenerik teknolojiler, ekonomik faaliyet alanlarını bütünüyle değişime uğratma ve hatta daha önce var olmayan yeni ekonomik faaliyet alanlarını yaratma yeteneği içeren teknolojilerdir. Yeni jenerik teknolojiler arasında yer alan bilgisayar ve diğer bilişim teknolojileri (telekomünikasyon/telematik, yazılım, esnek üretim/otomasyon teknolojileri, yeni organizasyon teknolojileri) ile sürekli üretilebilen, tekrarlanabilen ve paylaşılabilen "bilgi", bilgi ekonomisinin temelini oluşturmaktadır. Bilgi ekonomisinde rekabetin en önemli kaynağı bilgi ve bilgiye dayalı teknolojik yeniliklerdir. Bilgi ekonomisinde bilginin ekonomik değer kazanmasındaki en büyük faktör ise, bilişim sistemleridir. Bilişim sistemleri ve bilişim teknolojilerinin üretimde, yönetimde, eğitimde, sağlıkta ve her alanda kullanımı yaygınlaştıkça bilgi toplumuna ve bilgi ekonomisine geçiş kolaylaşmaktadır.

Bilgi ve Bilişim Sistemleri
Bilgi ekonomisinin merkezi olan bilgi; veri, enformasyon, imajlar, semboller, kültür, ideoloji ve değerleri içerecek şekilde tanımlanmaktadır.
Bilişim sistemleri de bilginin toplaması, işlenmesi, erişilmesi ve dağıtılmasına hizmet eden teknolojiler(bilgisayar, veri depolama araçları, ağ ve iletişim araçları, yazılım geliştirme araçları), uygulama ve hizmetlerin(bilgi-işlem, uygulama yazılımı geliştirme, bilgi bankaları ve bilgi erişim hizmetleri vb.) bütünü ve sistem üzerindeki bilgilerin tümü kastedilmektedir. OECD'ye göre bilişim sistemleri şunlardır:
o Elektronik ve telekomünikasyon endüstrileri; hardware, bilgisayar komponentlerinin içindeki yazılımlar, bilgisayar temelli veri işleme, iletişim sistemleri,
o Yazılım endüstrisi; yazılım geliştirme araçları, veri tabanları, çeşitli kullanıcı programları,
o Bilgi hizmet endüstrisi; ticari veri işleme hizmetleri, mesleki bilgi hizmetleri(danışmanlık, sistem analizi, programlama vb.), bilgi servisleri.

Sanayi Ekonomisinden Bilgi Ekonomisine Geçiş
Teknolojik değişmelerle ekonomik yapıdaki değişmeler arasında yakın bir ilişki vardır. Tarihte de teknik yenilikler ekonomik yapıyı etkilemiştir. 18.yy'da İngiltere'de başlayan endüstri devriminin de alt yapısında teknik bir yenilik olan buhar makinesi yer almaktadır. Buhar makinesi ile sanayi ekonomisinin, fabrika sisteminin ve kitle üretimin temelleri atılmıştır. Bu noktada bilimin, bilimin geliştirdiği yeni tekniklerin ve bu tekniklerin etkilediği ekonomik yapının birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe olduğu görülmektedir. 20.yy'da bilime dayalı teknoloji üretimi ve bilime dayalı endüstriler yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Yüksek teknolojilerden olan bilişim teknolojilerinin yaygınlaşması ile bilişim kanallarının kullanımı bilginin sürekli üretilebilen ve tekrarlanabilen ve paylaşılabilen bilgiyi ve bilgi ekonomisini oluşturdu. Sanayi ekonomisinde mamul üretimi ön plandayken, bilgi ekonomisinde ise bilgi üretimi ön plana çıkmıştır.

Bilgi, 1970'lerde bilgi her beş yılda ikiye katlanırken, 1980'lerde her iki yılda ikiye katlanır oldu. Bir bilgi patlaması yaşanmaya başladı. Bu noktada eğitimin rolü iyice önem kazanır. Ekonomiye giren kişilerin hangi bilgiyi, ne zaman, nereden alabileceğini bilmelidir. 1980 sonrası yıllar mikro-elektronik teknolojisinin büyük bir ivme kazandığı yıllardır. Bilişim teknolojisinin ve bilginin karşılıklı olumlu etkilemesi sonucu bilgi miktarında büyük artışlar oldu. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken bilginin miktarındaki büyük artıştan ziyade; bilginin verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığıdır. Bilginin verimli kullanılmasından anlamamız gereken, varolan bilginin birbiri üzerine işlenerek yeni, yararlı çıktılar eldeedebilmek ve bunu ekonomik bir sonuca ulaştırabilmektir. Bu yatay gelişimdir. Ayrıca henüz elde edilmemiş bilgiye ulaşma vardır ki ekonomik etkisi daha büyüktür. İlk kez elde edilen bilginin il bulana ait olan patent hakkı daha büyük ekonomik getiri demektir. Bu da dikey gelişimdir. Sanayi ekonomisinden bilgi ekonomisine geçiş sürecinde hem yatay hem de dikey gelişmeler bilgi ekonomisinde de sanayi ekonomisinde olduğu gibi yeni kolların doğmasını ve yeni mesleklerin çıkmasını sağlar. Dolayısıyla istihdama olumlu yönde etki eder.

Teknolojinin getirdiği yeni iş olanakları :
1)İş geliştirme: Yeni ekonomiyle birlikte bir departman olarak karşımıza çıkıyor. Şirket bünyelerinde yaratıcı, yeni fikirler ortaya atan yöneticilerdir. Eskiden de var olan bu iş teknolojinin hızla ilerlediği yeni ekonomide yaratıcılığın öne çıkması ile yeni yeni önem kazanıyor.
2)Çağrı merkezi yöneticisi: Müşteri memnuniyetinin çok fazla önem kazandığı bu günlerde bu hedefe ulaşmayı sağlayacak teknolojilere yatırım artmaktadır. Çağrı merkezleri yeni iş olanakları sunuyor.



3)M-ticaret uzmanları: Wap teknolojisi ile mobil ticaret olgusu ortaya çıktı. Özellikle bugünlerde bankaların yatırım yaptığı bu sektör için var olan açığın büyümesi öngörülmektedir. 2000 yılı için 500-1000 kişi kadar bu konuda uzmana ihtiyaç vardır.
4)Dağıtım kanalları geliştirme müdürü: Teknolojinin yaratmaya başladığı yeni ekonomi hızı her şeyin üstünde bir kabiliyet olarak karşımıza çıkarıyor. Teknolojik gelişmelerin uygulanmasında lokomotif olan bankacılık sektörü, bu alanda da kendini gösteriyor. Karar mekanizmasında hızı azaltan hiyerarşik yapı yerine şirkette katman sayısını azaltmayı amaçlayan bu iş de çok yeni.
5)Çözüm mimarları: Müşteri ihtiyaçlarını karşılamak için hazırlanan yazılımlar her geçen gün önem kazanıyor. Bununla birlikte eş anlı olarak önem kazanan bir diğer meslek de çözüm mimarlığı. Müşterilerin gereksinmelerini analiz ederek talep görecek yazılımların üretilmesinden sorumlu kişilerdir.



6)Veri tabanı uzmanı: CRM ve veri tabanlarının birlikte çalışması ile yeni pazarlama teknikleri ortaya çıkmaktadır. Şirketlerin veri tabanlarını oluşturacak, bunların analizini yapacak, uygun çözümlerle satışa destek verecek donanımlı elemanlara ihtiyaç doğmaktadır.
7)Teknik mimarlar: Veri ambarlarının dizaynın da ise teknik mimarlara ihtiyaç var. Kullanıcılarla direkt ilişkiye giren kişilerdir.
8)İş mimarı: Görevi "çözüm üretmek" olan kişilerdir. Müşterilerin temel ihtiyaçlarını tespit ederek, bu ihtiyaçlara en doğru çözümleri bulan bilgi birikimine sahip, tecrübeli insana ihtiyaç oluşmaktadır. Sorunlara teşhis koyar, çözüm üretir ve uygulaması aşamasında denetleyici görevi yaparlar.



9)Scanner data uzmanı: Tüketici davranışlarının ölçülmesine yarayan scanner data sistemleri alışverişi anında kaydeden ve ileten bilgisayar sistemlerinin kullanılması ile ortaya çıktı. Scanner data uzmanı bilgisayara gelen ham verileri kullanılabilir hale getirerek, tüketici promosyonlarının düzenlenmesi, fiyatlandırma politikaları gibi pazarlama konularında danışmanlık görevi yapar. Özellikle perakende şirketlerinde ve araştırma şirketlerinde açık vardır.




10)İnternet stratejileri danışmanı: Geleneksel birçok şirket ve yeni kurulan şirketler yeni ekonomiye uyum sağlayabilmek için internet stratejileri danışmanına ihtiyaç duyuyorlar. Birçok görevi olan bu danışmanlar şirket yöneticileri ile bilgi teknolojileri yöneticileri arasında bir köprü görevi yaparlar. Pazarlamadan iş geliştirmeye birçok görevi olan strateji danışmanlarının yaratıcı ve iyi bir pazarlamacı olmaları gerekir.



11)Web tasarımcısı: İnternet ve e-ticaret ile birlikte şirketler ve kurumlar internet ortamında yerlerini almaya başladılar. Bu internet sayfalarının tasarım işi ise web tasarımcılarının alanına giriyor. Hem tasarım hem de içerik gibi farklı hizmetler vermektedirler. Java, html gibi kod dillerinin yanı sıra grafik ve tasarım bilgisini de gerektiren web tasarımcılığı kendi kendini yetiştiren insanlar tarafından yapılmaktadır. Ayrıca diğer multimedya tasarımları-wap ve dijital TV- da web tasarımcılarınca yapılmaktadır
12)Medical enformatik uzmanı: Bilişim teknolojilerinin tıptaki kullanım alanlarını tıp alanındakilere bildirmek, kullanımında onlarla beraber çalışmak işi medical enformatik uzmanlarının işidir.



13)Mikroeloktronik mühendisliği: Bilgisayar çiplerinden kan dolaşımına girebilen küçük mekanik parçaların tasarım ve yapımı mikroelektronik mühendisliğinin alanına girer. Mikro-işlemciler, dizüstü ve avuçiçi bilgisayarlar, yüksek hızlı hesaplayıcılar bu mühendislerin işi. Ülkemizde diğer alanlarda olduğu gibi yetişmiş eleman açığı var.



14)Bioteknoloji uzmanı: Biyoloji bilimlerinin teknolojik uygulamalarla birlikte yürütülmesi ile doğdu. Tarım, tıp, ilaç, kimya, gıda, çevre gibi birçok alanı kapsayan konularda çalışmalar yapar. Özellikle ilaç endüstrisi ve teknolojiyi birleştiren uzmanlardır.



15)Entegrasyon projeleri yöneticiliği: Proje bazlı çalışmalarla gelişen bir pozisyondur. Entegrasyon projeleri yöneticileri şirket içinde sistem entegrasyonunda sorumlu kişilerdir. Türkiye'de bonus card, adventage card gibi proje uygulamarı yeni yeni kullanılmaya başlanmıştır.



16)İçerik yönetimi: İnternet ortamındaki özellikle e-iş sitelerinin ve portalların içerikleri başarı için dikkat edilmesi gereken unsurlardır. İçerik hazırlama ve yönetme içerik yöneticilerinin işidir.
17)Network uzmanları: Şirketin bir binadaki ve yurt veya dünya çapındaki bilgisayarlarını birbirine bağlayan sistemlere network denir. Bu sistemlerin işleyişini sağlayanlarsa network uzmanlarıdır. Türkiye'de 2003 yılında network uzmanı alanındaki açığın 20.351 olacağı tahmin ediliyor.(power s.68)



18)CRM uzmanları: "Consumer Relationship Management" uzmanları müşteri memnuniyeti için çalışan kişiler. Bankaların çağrı merkezleri CRM programları ile çalışan operatörlerden oluşuyor. CRM çözümleri sunan firmalar uzmana ihtiyaç duyarken, bu çözümleri kullanan şirketlerde CRM yazılımlarından anlayan nitelikli elemana ihtiyaç duyuyorlar.



19)ERP uzmanı: CRM gibi yeni ekonominin gereklerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. CRM'e göre daha arka planda gereksinim duyulan ERP uzmanları müşteriye direkt etki etmeyen alanlarda çalışıyorlar. ERP uzmanları uzun zaman alan şirket raporlarını birkaç dakikada hazırlamaktan, yıl sonu net karını projekte etmeye kadar birçok alana dair çalışmalar yapıyorlar.




20)E-ticaret uzmanı: 2003 yılında 1 trilyon dolar hacimli olacak e-ticaret alanına girebilmek için teknik bir altyapıya ihtiyaç var. Ayrıca sipariş geldiği an en kısa zamanda ürünü ulaştırmak gerekiyor. E-ticaret uzmanları tüm zorunlulukları yöneten kişilerdir. Danışmanlık hizmetinin yanında şirket bünyesinde e-ticaret uzmanı bulundurmak da bir gereklilik haline geliyor.




21)E-iş projeleri uzmanı: E-ticaret uzmanları gibi çalışan e-iş proje uzmanları şirketin alternatif alanlarda iş yapması için gerekli projeleri üretir. Türkiye'de Eczacıbaşı, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Koçbank gibi şirketlerde alternatif iş kanallarına girebilmek için bu uzmanlardan yaralanılmaktadır.




22)Varlık yönetimi: Varlık yönetimi eskiden beri varolmasına rağmen yeni ekonomi ile yeni bir boyut kazandı. Menkul değerler şirketleri ile banklarda ayrı bir uzmanlık olarak değerlendiriliyor. Varlık yönetimi çalışanları iyi bir pazarlamacı ve stratejist olarak yeni gelişen bireysel bankacılık alanında iş bulabilmektedirler.



23)Vadeli piyasalar uzmanı: İngilizce karşılığı future&options. Petrol fiyatlarındaki bir artış petrolle ilgisi olan her sektörde fiyat artışına neden oluyor. Ancak bu vadeli piyasalar ile risk dağıtılarak tüketicinin bu artıştan en az şekilde etkilenmesi sağlanıyor. Amerika bunu yapan ülkelerden biri. Özellikle enflasyonun düşük olduğu ülkelerde vadeli piyasalar en iyi yatırım araçlarındandır.




24)Teknoloji hisseleri analisti: Teknoloji hisse senetlerinin işlem görmesiyle birlikte bu hisselerin analizini yapacak uzmanlara gereksinim duyuluyor. Bu kağıtların borsanın iyi hisseleri olacağı tahminler arasında. Bu nedenle de bankalar ve aracı kurumlar teknoloji senetlerini inceleyen, izleyen uzman sayısını arttırıyor.



25)Risk sermayesi uzmanlığı: 1950'lerde ortaya çıkan bu kavram yeni ekonomi ile yaygınlaşmaya başladı. Risk sermayesi şirketleri iyi bir projesi olan şirketlere ortak olarak bu şirketlere yatırım yapıyorlar. Şirketin başarılı olması durumunda sermayelerini katlıyorlar. Risk sermayesinin yönetiminde ise uzmanlara ihtiyaç var. Türkiye'de bu işi bankalar ve bazı büyük şirketler diğer pozisyonlardan adam kaydırarak götürmeye çalışsalar da işin uzmanlarına talep olacağı açık. Amerika ve AB ülkelerinde risk sermayesi uzmanlığı yerleşmiş bir meslektir.

YENİ EKONOMİDE İSTİHDAM OLANAKLARI
Teknolojinin getirdiği yenilikler-bilgisayar, internet, wap- ekonomiye, ekonomik yapıya, istihdam şartlarına direkt etki eden faktörlerdir. Teknolojinin istihdama etkisi konusunda teknolojinin bizzat oluşturduğu yeni ekonomik yapının ne gibi istihdam olanakları yarattığına bakmak da yarar vardır. Ekonomideki yenilik hareketleri ile insan kaynakları bölümünde bu paralelde değişimler göze çarpıyor. İstihdamın yapısı değişiyor. Özellikle ofis işlerinin insan kaynağı talebi artıyor. Bunun temel sebebi ise bilginin önem kazanması ile yapılması gereken ofis işlerinde, hizmet sektöründe bir artışın yaşanması. Amerika'da yeni ekonomi ile 8 milyon yeni istihdam yaratıldığı düşünüldüğünde bunun hiçte azımsanmayacak bir rakam olduğu görülür. Bugün itibariyle Türkiye'nin 25-30 bin kadar bilgi donanımlı eleman açığı olduğu tahmin edilmektedir . Almanya bugün için bilgisayar, internet, bilişim sektöründe çalışabilecek donanımlı 60.000 kişi talep etmektedir. Bu Almanya'nın kendi içinde karşılayamadığı eleman sayısıdır. Bu somut örneğin yanı sıra Avrupa'daki eleman açığının 500.000 kişi, Amerika'da ise 346.000 kişi kadar olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca bu açığın 3 yıl içerisinde sadece Avrupa için 3.000.000 kişiye çıkacağı bir diğer tahmindir. Bu istihdam talebi sadece mühendis bazında değildir. Yeni ekonomide iş görecek olan bilgisayar, donanım, yazılım, bilişim, internet konusunda uzman yapılan gelişmeleri takip ve uygulama yeteneği olan kişiler de istihdam talebi görmektedir.
Tablo 3.2



Enformasyon teknolojilerine ilişkin olarak vasıflı işgücü açığı
ÜLKELER İŞGÜCÜ AÇIĞI (BİN)
ABD 346
ALMANYA 60
KANADA 20-30
İNGİLTERE 20
DÜNYA 600
Kaynak: OECD

İŞGÜCÜNÜN NİTELİĞİ ÖNEM KAZANACAK VE İSTİHDAM UZUN VADEDE ARTACAK
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, ekonomik faaliyetleri imalat sanayiinden hizmetlere kaydırıyor ve bu durum emek piyasasında köklü bir biçimde yeniden yapılanmalara neden oluyor. Ek olarak öbür sektörlere göre verimliliği daha çok artırdığı ve daha yüksek oranda ekonomik büyüme sağladığı için bilişim ve iletişim teknolojilerine yapılan yatırımların artması istihdam yapısını dolaylı olarak da olsa etkiliyor. Son olarak bilişim ve iletişim teknolojilerinin giderek ucuzlaması ve dünyaya yayılmasının yarattığı uluslar arası ticaret ve finansman akışı gelişmesi istihdamı etkiliyor.

E-ticaretin istihdamın sayısı üzerindeki etkisinin, olumlu mu yoksa olumsuz mu olacağının, gelişmesinin bu erken aşamasında somut bir biçimde kestirilemeyeceği görüşü yaygın. Ama genel kanı, uzun dönemde yaratılacak dolaylı iş alanlarıyla, kısa dönemde oluşacak kayıpların giderileceğidir. Yani beklenti, uzun dönemde istihdamı artırıcı etki yapacağıdır. Emek piyasasında sağlanacak, esneklik ve beceri kazanma maliyetindeki düşüşlerin, e-ticaret nedeniyle doğabilecek işsizlik sorununa çözüm bulunmasına katkı yapacağı kanısı da yaygındır.
İşgücü niteliğini düşünürsek; e-ticaret, çok yönlü beceri sahibi olan işgücü talebini hızla artırmaktadır.
Yeni ekonomiyle beraber en büyük devrimlerin biri insan kaynaklarında yaşanıyor. Başta insan kaynaklarının yapısı değişiyor; ofis işlerinin toplam istihdam içindeki oranı hızla artıyor ve çalışanların yaş ortalaması gençleşiyor. İkincisi, yeni ekonomide bilginin taşıdığı büyük öneme paralel olarak, yepyeni işler doğuyor. Yukarıda bahsettiğim bu işlerde uzmanlaşmanın yolu ise şimdilik bireysel çabalarla mümkün. Eğitimleri henüz üniversitelerde verilmeyen bu işlerin eğitimini bazı özel şirketlerden veya eğitim kurumlarından alabilirsiniz.

SONUÇ
Ülkelerin teknolojiye yatırım yapmaları, Ar-Ge faaliyetlerinde bulunmaları, yeni teknolojiler geliştirmeleri günümüzün ve geleceğin vazgeçilmez unsurları haline gelmiştir. Yarının ekonomik yapısını tahmin edebilen ve belirleyen bazı gelişmiş devletlerin teknolojiye yaptıkları yatırımlar büyük rakamlara ulaşmaktadır. Ancak bunun karşılığını gün geçtikçe almaktadırlar. 1970'li yıllardan beri enformasyona, bilgisayar teknolojilerine, telekomünikasyona yatırım yapan devletler bugün hala ekonomik üstünlüklerini sürdürmektedirler.



Türkiye olarak bizim de teknolojiye yatırım yapmamız gerekmektedir. Ancak teknolojiyi sadece satın almak yerine üretimine de önem vermemiz lazımdır. Bunun için üniversitelerin yeni teknolojilere hem yatırım ve Ar-Ge olarak, hem de bu teknolojileri kullanan kullanabilen kişiler yetiştirmek adına yönelmesi gerekir.



Teknoloji halen sektörel bazda istihdamı azaltıcı ve bu azaltıcı etkisini giderici etkisinin yanısıra, yeni iş sahaları yaratmaktadır. İleriyi gören ve geleceğe yatırım yapan ABD, Almanya, Kanada, İngiltere gibi ülkeler bu yeni alanlarda yarattıkları istihdam ile dünya emek pazarından bu konularda kalifiye emek talep etmektedir. Uzun dönemde daha da fazla olacak bu iş sahaları için eğitimin önemi büyüktür. Eğitimin günün gereklerine göre düzenlenmesi şarttır. Yeni ekonomi için uzman yetiştirmek devlet tarafından benimsenen bir eğitim politikası haline gelmelidir. Ülkemizde varolan genç nüfusun eğitilebileceği açıktır. Örnek olarak yeni ekonomide hedefleri olan ve bunu devlet politikası olarak gören Hindistan yetiştirdiği uzmanlar ile önümüzdedir. Teknolojinin gerisinde kalanın, tarihin ağır yaprakları arsında kalacağını unutmadan şimdiden üzerimize düşeni yapmamız bu pastadan payımızı almamız şarttır.




Yeni teknolojiler uluslar arası rekabet gücünü kazanmakta çok önemli bir faktördür. Yeni teknolojilerin kullanımı ve yenilik yapma kapasitesi rekabet gücünün, ve böylece küresel ekonomi içinde firmaların ayakta kalmasının ve istihdam yaratabilmesinin ana koşulu olarak görülmektedir.

Hakan YAVAŞ
KAYNAKÇA

Bulutay, Tuncer. Teknoloji ve İstihdam. Ankara: DİE Yayınları, 1996
Sarıhan, H.İnceler. Teknoloji Yönetimi. 1.Baskı İstanbul: Desnet Yayınları, 1998
Hançerlioğlu, Orhan. Ekonomi Sözlüğü. 5. Baskı, İstanbul: Remzi Kitapevi, 1993
Türkcan, Ergun. Teknolojinin Ekonomi Politiği, Ankara: Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Yayını, 1981
Pekin, Tevfik. Makro İktisat. İzmir: 1996
EGİAD. " Türkiye Dünyanın Neresinde? ", İzmir, Aralık 1998
Özdemir, Fatoş. "Rekabet Gücünde Neredeyiz?" (ITO, 1999)
Balcı, Nilgün. "Yeni ekonomiyle patlayan 25 yeni iş," Power Ekonomi. Temmuz 2000/1, ss. 55-72
Demir, Ahmet. Çağdaş Teknolojik Gelişmeler. Ankara: Ankara Üniversitesi Siyasal Bil. Fakültesi Yayını, 1970


Bir önceki yazı Teknoloji Devrimleri ve Ekonomik Düzen Nedir? hakkında bilgi vermektedir.

Cevapla

"Teknoloji, İstihdam ve Türkiye Nedir?" konusu hakkında etiketler
1950 alanina artilar azci bagli bilgisayar bilim bolumu buyuk cep cografyaya demek devasa ekonomi ekonomik eksiler emek enformatik etki etkileri etkileyen etkisi faktorler faktorunun gelisme gelismelerin gelismenin gelismis getirilen gucunde gunluk hayata hayati hayatimiza hayatimizdaki hayatta hizmet iktisat iletisim ise issizlige istihdam istihdama istihdamin kavrami kollari konuari kullanmanin maliyetler medikal mobil muhendisligi neden nedir nelerdir olacak oldugu olma olmayan olumlu olumsuz olur para problem rakam sanayi sektoru sektorunde son sorun sosyal struktur talebine tasarruf tekel tekno teknoloji teknolojik teknolojiler teknolojinin teknolojisindeki teknolojiye telefinin turkiye turkiyede ulkeler uretim uretimde uretime uretimi uzerinde uzerindeki var yapisi yaptigi yarar yasamimizdaki yatirim yeni yenilikler yildaki yok

Teknoloji Devrimleri ve Ekonomik Düzen Nedir? Önceki | Sonraki Temel Analiz Nedir?




Saat: 14:26 - Webmaster Forumu - Rss - Arşiv
İletişim Bilgileri, Contact Us, Kullanım Sözleşmesi, Gizlilik