webmaster
 
Cevapla
04-09-2010 18:41:00
 

Sunay Akın Hikayeleri

Sunay Akın Hikayeleri

Bir Aşk Hikayesi
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan Ismail Türe, kendi gibi Gelibolulu olan bir genç kizakaptirir gönlünü. Iki sevgili parmaklarina
nisan yüzügü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler. Ismail Türe denizaltida muhabere subayi olarak görevlidir çünkü. Üstegmenin aklina harika bir fikir gelir; nisanlisina isikli mors alfabesini ögretecek,Çanakkale'den geçis yapacaklari geceyi planli oldugu için önceden bildirecek ve böylelikle haberleseceklerdir.
Bogazi yüzeyden geçmekte olan denizaltinn kulesindeki denizciler ++++++
içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarindan birinin heyecanli oldugu her halinden belli olmaktadir. Gelibolu kiyilarina geldiklerinde, karanlik içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanip söndügü görülür: "Seni seviyorum..." Arkadaslari gülümseyerek Ismail Türe'ye bakarken, genç asik elindeki fenerle sevgilisine karsilik vermektedir...Bu olaydan sonra iki sevgilinin aski düsmez olur denizalticilarin dillerinden. Herkes, haberlesmek için kurulan isik yolunu konusur.Arkadaslari "Evlen artik su kizla da, buradan her geçisimizde selamlasmayi birak artik" diye takilirlar Ismail Türe'ye.
Denizaltinin üstünün ve altinin bir oldugu yagmurlu günlerde bile, Çanakkale Bogazin'dan geçilirken, elindeki fenerle ask nöbeti tutan yakisikli denizci gözünü bir an olsun ayirmaz Gelibolu kiyilarindan.Yine bir gün, yirmi yedi yasindaki Üstegmen, Çanakkale'den geçecekleri gün ve saati, denizaltinin ugradigi bir limandan haber verir nisanlisina. Ege Denizi'nden Bogaz'a giris yapacaklarini, en öndeki denizaltinin kulesinde olacagini bildirir. Genç kizin gözüne her zaman oldugu gibi, o gece de uyku girmez. Büyük bir sabirla pencerenin önünde oturmakta ve gözünü hiç kirpmadan denize bakmaktadir. Fenerine yeni pil almis olsa da, arada bir yanip yanmadigini kontrol eder yine de.
Birden, dev bir kararti belirir suyun üstünde. Güneyden gelen bir denizalti,penceresinin görüs sahasina girmistir. Genç kiz pencereyi açar ve gecenin karanligina uzattigi elleriyle feneri yakip söndürür."Seni seviyorum..."Kulede bulunan denizaltinin komutani Bahri Kunt isareti görünce gülümser:"Hay Allah, bu kiz denizaltilari sasirdi. Nisanlisinin denizaltisi bizim önümüzdeydi..." Bir anlik tereddütten sonra Birinci Inönü denizaltisinin komutani Bahri Kunt, yanit gönderilmezse genç kizin telaslanacagini düsünerek, karsilik verilmesini emreder. Yanindakilerin "Ne diyelim komutanim?" diye sormasi üzerine de sunlari söyler:
"Ebediyete kadar..."
O gece Üstegmen Ismail Türe'nin görev yaptigi Dumlupinar, Çanakkale Bogazi'na giris yapan ilk denizalti olmustur. Ama, Gelibolu kiyilarina gelmeden Nara Burnu açiklarinda Isveç bandirali "Naboland" adli gemi tarafindan çignenmekten kaçamamis ve yarali bir balina gibi aci dolu sesler çikararak, Çanakkale'nin karanlik sularinda kaybolmustur. Her sey birkaç dakika içinde gerçeklestiginden, arkadan gelmekte olan Birinci Inönü denizaltisi Dumlupinar'a çarpan geminin yanindan habersizce geçerek,
Gelibolu'ya ulasan ilk denizalti olur.
Genç kiz, nisanlisindan haber almanin huzuru içinde basini yastiga koydugunda, genç denizci çoktan dalmistir "ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!...

Bir önceki yazı Hüseyin Nihal ATSIZ - TÜRK GENÇLİĞİ'ne hakkında bilgi vermektedir.

04-09-2010 18:41:09
 
Bilirsiniz güzel anadolumuzda köylü halkımız akşam erken uyur çünkü sabah erkenden kalkıp bağ bahçe işleri ile uğraşacak..Yine sakin bir akşam karı koca uyumak için yatağa girerler..Kadın kocasının uyumasını beklemektedir, çünkü bahçede bekleyen sevgilisi ile kaçıp kocasını terkedecektir..Bir zaman sonra kocası uyur ve kadın bahçede bekleyen sevgilisinin yanına gider ve koşarak oradan kaçarlar, koşarlar, koşarlar ama kadının ayağını bişey rahatsız etmektedir sanki ayakkabısının içinde bişey var ama kadın mecburdur koşmaya ayağını rahatsız eden şey için ayakkabısına bakamaz…Baya uzaklaştıktan sonra nefeslenmek için dururlar ve kadında bu fırsatı kullanıp ayakkabısının içine bakar ve içinde bir deste para bulur…
Terkettiği kocası onun kendisini terk edeceğini anlamış ve karımın bugüne kadar bana çok emeği geçti gurbette sıkıntı çekmesin diye düşünüp ayakkabısına para koymuştur…
Bu hikayeyi herkes kendine göre yorumlayabilir…
Ama bu terkedilen kocayı söyleyince yorum bir olacaktır…
Bu terkedilen koca AŞIK VEYSEL’dir….

04-09-2010 18:41:16
 
Chicago'da üretilen Schwinn bisikletleri, her ++++++n rüyasını süslerdi. 1895 yılında, bir Alman göçmen Ignaz Schwinn tarafından üretilen bisikletlerin çoğu da +++++++++n hayallerinde kalırdı. Son derece pahalı bu bisikletleri yoksul ailelerin oturduğu semtlerin sokaklarında görmek olanaksızdı. 1942 yılının 17 Ocak günü, tabelacı Marsellus'un bir oğlu gelir dünyaya. Çocuğa Cassius adı koyulur. Marsellus kılı kırk yararak kazanmaktadır geçim parasını. Çok geçmeden, Schwinn bisikletleri Cassius'un da hayal dünyasındaki tahtına oturur. Tabelacı Marsellus, 12 yaşına giren oğluna aldığı armağan ile evlerinin bulunduğu sokağa girdiğinde, çocuklar da ardına takılır. Çünkü, Cassius'un armağanı bir Schwinn bisikletidir! Kentucky'de, yoksulların yaşadığı semtte bir Schwinn bisikletinin ömrü çok olamaz. Cassius'u karakolda gözyaşları içinde görürüz! Bisikletinin çalındığını anlattığı polis memuru Joe Martin'e şunları söyler, hıçkırıklara boğularak: "Eğer o ++++++ı yakalarsam kimse elimden alamayacak. Onu sabaha kadar kırbaçlayacağım!" Martin, ++++++n hayatını değiştirecek bir teklif sunar: "Bak evlat, benim bir boks salonum var. Oraya git ve boks öğren. ++++++ı yakalayınca da kırbaçlamak yerine bir güzel pataklarsın." 1960'da, Roma Olimpiyatları'na katılacak ABD boks takımı seçmelerinde görürüz, 18 yaşındaki Cassius'u. Olimpiyat takımına seçilse de buna sevinemez. Çünkü, Cassius uçaktan çok ama çok korkmaktadır. Hayatının bu en önemli spor organizasyonuna katılmak istese de uçak korkusu onu nakavt eder ve takımdan çekilir. Ne var ki, onun dünyanın en iyi boksörü olacağına inanan antrenörleri sabah akşam dil dökerler kapısında. Sonunda Cassius, uçağa binmeye ikna edilir. Ama bir şartı vardır!.. ABD boks takımını Roma'ya götüren uçakta tüm sporcuları koltuklarını arkaya yatırmış görürüz. İçlerinde biri var ki uçağa bindiği ilk andaki gibi dimdik oturmakta ve kaskatı kesilmiş şekilde ileriye bakmaktadır. Şartı gerçekleşen Cassius'tur elbette bu yolcunun adı. Genç boksörün sırtında uçağa binmek için ortaya sürdüğü şart, yani paraşüt takılıdır! Roma'dan altın madalyayla dönen Cassius, 1964'te hayatının en önemli maçlarından birine daha çıkar. Rakibi, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Sony Liston'dur. Bu maçı da kazanan Cassius Clay, 1975'te Müslüman olmaya karar verir ve adını Muhammet Ali olarak değiştirir!. Bir Amerikan askeri olarak Vietnam'a gitmeye karşı çıkan Muhammet Ali'nin elinden unvanı alınarak hapse atıldığında yer yerinden oynar. Protestolar karşısında çaresiz kalan Amerika, geri adım atmak zorunda kalır. Bu olay, dünya barışı adına Muhammet Ali'nin kazandığı en önemli maçtır. Ne yazık ki, onun bu tavrını Amerika'nın Irak işgali sırasında anımsayan çok azdır. Kentucky'nin bir kenar semtinden Schwinn marka o bisikleti çalan ++++++, 12 yaşındaki Cassius'a dünya ağır siklet boks şampiyonluğunun yolunu açtığını elbette bilemezdi. Günümüzde yapılan ++++++lıklar, kimleri, nerelere taşıyor dersiniz!? Zamanınızı çalmadığıma inanarak son sözü ++++++ların en büyüğü Al Capon'a veriyorum: "Çocukluğumda Tanrı'ya her gece bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Baktım böyle olmuyor, ben de tuttum bir bisiklet çaldım ve geceleri Tanrı'ya beni affetmesi için dua etmeye başladım!"

04-09-2010 18:41:22
 
Viyana’yı kuşatmak için yola çıkan ordu, geride kalan kasabalarda birkaç askeri, tedbir olsun diye bırakıyordu. Viyana yakınlarındaki Lambach kentinde de bir grup askerin kalması uygun görülür. Lambach’taki askerler, günlerini gün etmeye başlarlar. Arkadaşları Viyana kapılarında kırılırken, onlar şarap şişesini sabah akşam ellerinden bırakmıyorlardı. Kuşatma bozgunla sonuçlanınca püskürtülen Osmanlı ordusu, neyi var, nesi yoksa toplayarak geri dönüş yolculuğuna hazırlanır. Önlem olsun diye civardaki köylere ve kasabalara bıraktıkları Yeniçeriler de durumdan haberdar edilip, geri çağırılır. Lambach’taki askerlere kuşatmanın sona erdiği, orduya katılmaları haberi gelir, ama aralarından biri, sanki yer yarılıp içine girmiştir. Yok!.. Ali adlı Yeniçeri hiçbir yerde yoktur. Ara ara ara Ali yok! Arkadaşları fazla vakitleri olmadığı için aramadan vazgeçerler ve Lambach’tan ayrılırlar. Ali, sızdığı yerde uyanır ve şöyle bir gerinir. Kılıcını, kalkanını yerden alan Ali, sokağa çıkar. Allah, Allah! Lambach halkı bir tuhaf bakmaktadır kendisine! Aaa, üstüne üstüne geliyorlar. “Gelmeyin lan!” diye bağırıp, kılıcını gösterse de hiç kimseyi korkutamadığını kısa sürede kavrar. Olup bitene bir anlam veremeyen zavallı Ali, sokaklarda koşmaya başlar. Nasıl koşmasın ki, tüm Lambach arkasından onu kovalamaktadır. Sanki Viyana kuşatmasının tüm faturası ona kesilmiş, hesabı Ali ödeyecektir. Kiliseye sığınan Ali’nin arkasından papaz efendi kapıları kapatır ve halkı sakinleştirir. Ali, kendisine gelince olanları anlamaya başlar; ordu İstanbul’a geri dönmüş, ama o, Lambach’ta kalmıştır. Unutulan Yeniçeri, sokağa hiç çıkmadan aylarca Lambach Kilisesi’nde yaşar. Almancayı öğrenince, sokağa çıkmak isteğini anlatır papaza… Papaz, bunun bir tek yolu olduğunu, dinini değiştirmesi gerektiğini söyler. Kilise mezarlığındaki bir taşta şu ad yazmaktadır: ‘Ali Lambacher.’ Yani Lambachlı Ali!.. Kilisenin kapısının üstündeki heykelde de bir Aziz göze çarpar. Kalın kaşlı, pala bıyıklı bir ‘Aziz’dir bu. Ve elbette Ali’den başkası değildir. O heykeldeki Ali, kendi kendine konuşmaktadır sanki: “Şu işe bak yahu; ne amaçla geldik, ne olduk?” Ali, ülkesine geri dönmez. Çünkü, biliyordu ki, ülkesinin tarih kitaplarında onun hikâyesi yer almayacaktır! Ali bilmekteydi ki, kendi ülkesinde, üniversite seçme ve yerleştirme sınavlarında adı geçmeyecektir. Oysa, yanlış bir ‘şık’ta da olsa razıdır!!! Lambachlı Ali’nin heykelinin bulunduğu kilise kapısının önünden dört yıl geçen bir öğrenci, ++++++ içerken yakalandığı için atılır rahip okulundan… 11 yaşındaki öğrenci, Ali’nin içeri alınarak hayatının kurtulduğu kapının dışında affedilmesi için gözyaşları döker, yalvarır. Ama nafile!.. O öğrenci ‘Adolf Hitler’ adını taşımaktadır! Demek ki, ++++++ yalnızca bireyin değil, tüm insanlığın sağlığına zararlıdır. Ve ++++++ içerken yakalanan her öğrenci okuldan atılmamalıdır!

Cevapla

"Sunay Akın Hikayeleri" konusu hakkında etiketler
adolf akay aki akin akindan akinhikayeler akinin akinli akinoykuler alfabesbesi alfabesi alfabesiyle ali allaha anlatimi ask asker askeri aziz bir birni bisiklet canakkale Capone degistiren denizciler dindar dua dumlupinar ekim erkan gece gecmektedir gelibolu gormeyen guzel hayatini her hikayaleri hikaye hikayeler hikayeleri hikayelerini hikayesi hitler icerigi iki ilginc ismail kayeleri kayesi kazan kilise kilisesi kiliyor kisa koca kurtuldu lambach lambacher lambachli masallari mors muhammed muhammet namaz nara nerede nin oku okulu olay osmanli oyku oykuler oykuleri oykusu ozeti ozetleri sevgilinin sevgiliye sigara siir siirleri siirlerinin snay soylerini soylerken sozleri sozlerini suny suyun teklif tum ture uner ustegmen viyana yasinda yeniceri yusuf

Hüseyin Nihal ATSIZ - TÜRK GENÇLİĞİ'ne Önceki | Sonraki AbdÜlkadİr bulut




Saat: 08:25 - Webmaster Forumu - Rss - Arşiv
İletişim Bilgileri, Contact Us, Kullanım Sözleşmesi, Gizlilik